🐮 Hizmet Tespit Davası Kazanan Varmı
Haksız rekabetin sonucunda meydana gelen zararın tespiti,tespit davasının konusunu oluşturmaz. -Tecavüzün Men’i (Önlenmesi) Davası: Haksız rekabetten dolayı zarar gören veya böyle bir tehlikeye maruz kalan kimse tarafından eylemin yapılmaması veya önlenmesi için tecavüzün önlenmesi davası açılır.
Hizmet tespiti davası da adı üzerinde bir tespit davası niteliğinde olup 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında düzenlenmiştir. 0 (212) 296 42 00 E-Tahsilat
Mahkeme, davayı kazanan tarafın istemi üzerine, giderleri aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere, kararın gazete ile yayımlanmasına da karar verebilir. Ticaret ünvanı terkini istemli davanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/11-1298 Esas, 2019/335 Karar sayılı ve 21.03.2019 tarihli kararında “. ..
hizmettespit davası: action for fixing of period of service i. Law: 2: Hukuk: delil tespit davası: declaratory lawsuit i. 3: Hukuk: müspet tespit davası: positive declaratory action i. 4: Hukuk: menfi tespit davası: negative declaratory action i.
HizmetTesbiti Davası Hukuk 1 Tespit Deprem Nedeni ile Binadaki hasarın Tesbiti Tespit kooparatifte Yapılan işler Tevdi Mahalli ödeme Yeri Tayini
İcradan ev almaya ilişkin ihale tamamlandıktan sonra ihaleyi kazanan alıcı satış bedelini (önceden ödediği %20’lik bedeli mahsup ettikten sonra) icra dairesine ödemelidir. Burada icra memuru 10 gün ü geçmeyecek şekilde alıcıya mühlet verecektir.
1 Tespit davası : Bu davada haksız rekabetin varlığı saptanır. 2- Men davası : Haksız rekabette bulunan kimsenin haksız rekabetinin durdurulması davasıdır. 3- Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış ve yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bunların düzeltilmesi davası.
t9AdPwm. BAYRAMDAKİ ÇALIŞMALARINIZIN PARASI ÖDENMEZSE İSTİFA EDEBİLİRSİNİZ Soru Özel bir firmada 6 yıldır özel güvenlik görevlisi olarak çalışıyorum. Bu süre boyunca bayram mesailerimin parasını alamıyoruz. İş akdini tek taraflı feshedersem resmi bayramlardaki çalışma paramı ve kıdem tazminatımı alabilir miyim? G. A. Yanıt Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışan işçilere her gün için bir günlük ücret ödenmesi gerekiyor. Asgari ücretli bir işçiye 2019 yılı için günlük brüt TL, net olarak da TL ücret ödenmek zorunda. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesine göre, işveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse işçi açısından iş akdini haklı nedenle derhal fesih hakkı doğar. Bayram mesaisinin ödenmemesi, ücretin eksik ödenmesi anlamına gelir. Ancak, sonradan mağdur olmamak için bayramda mesai yaptığınızı ve buna ilişkin ödemenin yapılmadığını belgelemelisiniz. Elinizde belgeler varsa noterden ihtar çekerek, bayramlarda çalışıp da ödenmeyen paralarınızı ve kıdem tazminatınızı talep edebilirsiniz. İŞE GİRMEDEN ÖNCEKİ ASKERLİĞİNİZİ BORÇLANMAK YARARINIZA Soru 01/08/2000 tarihinde SSK girişim bulunmakta olup 22/07/1978 doğumluyum. 1998 yılında askerlik görevimi yaptım. Askerlik borçlanması yapabilir miyim, yapabilirsem emeklilik yaşımı geri çeker mi? Nihat Satan Yanıt Nihat Bey, işe giriş tarihiniz itibarıyla SSK'dan normal emeklilik için 60 yaş ve 7000 prim gününe tabisiniz. Askerliği işe girmeden önce yapmış olduğunuz için, askerlik borçlanması yapmanız emeklilik yaşınızı öne çeker. Bu nedenle askerliği mutlaka borçlanmalısınız. 540 günün tamamını borçlanmanıza gerek yok. 330 gün askerlik borçlanması yaptığınız takdirde sigorta başlangıç tarihiniz 1 Eylül 1999 tarihi olarak kabul edilir. Bu durumda emeklilik için gereken prim gün sayınız 5975'e, emeklilik yaşınız da 58'e düşer. İki yıl daha erken emekli olursunuz. Askerlik borçlanmasını en düşük prim tutarı üzerinden yaptığınız takdirde 9 bin lira ödemeniz gerekir. SİGORTASIZ ÇALIŞTIĞINIZ DÖNEM İÇİN HİZMET TESPİT DAVASI AÇIN Soru 25 Eylül 1999 SSK girişliyim. Ekim 1998 itibarıyla, 17 yaşındayken yarı zamanlı çalışmaya başladım. Ocak 1999'da da 18 yaşımı doldurdum. 1998 yılında çalıştığım şirket beni sigortalı göstermemiş ve artık bu şirketin faal olmadığını öğrendim. Elimdeki fotoğraflarla bu çalışmamı ispat edebilir miyim? 2007 yılında da kısa dönem askerlik yaptım. Bunları borçlanarak sigorta girişimi 9 Eylül 1999 öncesine çekerek, emeklilik yaşımı düşürme şansım olabilir mi? Berati Tuncer Yanıt Berati Bey, 1998 yılında sigortasız çalıştırıldığınız dönem için hizmet tespiti davası açmanız gerekir. Fotoğrafların tek başına kanıtlayıcı delil olabileceğini düşünmüyorum. Ancak, o tarihte aynı işyerinde muhasebe veya insan kaynaklarında çalışanlar başta olmak üzere. birlikte çalıştığınız kişileri tanık olarak gösterebilirseniz, fotoğraflar mahkemenizde haklılığınızı desteklemeye yardımcı olabilir. Sonuç alabileceğinize inanıyorsanız, dava açmanıza değer. Çünkü davayı kazanırsanız emeklilik yaşınız 60’tan 58’e düşer. 2007 yılındaki kısa dönem askerlik sürenizi borçlandığınız takdirde prim gününüze eklenir fakat sigorta başlangıç tarihinizi öne çekmez. Askerliği 25 Eylül 1999 tarihinden önce yapmış olsaydınız, yapacağınız borçlanma sigorta başlangıcınızı öne çekebilirdi. PRİM GÜNÜ DOLDU DİYE İŞTEN AYRILIP 15 YIL EMEKLİLİĞİ BEKLEMEK DOĞRU MU? Soru doğumluyum, ilk işe giriş tarihim ve 1078 4/a prim günüm var. Şubat 2002'de askere gittim ve 17 ay askerlik yaptım. tarihinden itibaren 4/b statüsünde toplam 5200 prim günüm var. Çalışmaya devam edersem maaşım çok düşer mi? Sigortaya geçip 3 yıl daha çalıştıktan sonra prim ödemeyi bırakmam mantıklı olur mu? Mahmut Yümnü Yanıt Mahmut Bey, BAĞ-KUR’dan emeklilik yaşınız için 23 Mayıs 2002 tarihi itibarıyla 25 yıl sigortalılık süresini doldurmaya kalan sürenize bakılır. BAĞ-KUR’dan önceki SSK çalışmalarınız ve borçlanma yaptığınız takdirde 17 aylık borçlanmanız sigorta başlangıç tarihinizi en fazla 4 Haziran 2000 tarihine çekmeye yetiyor. Bu durumda BAĞ-KUR’dan normal emeklilik için 9000 prim günüyle 60 yaşa tabi olursunuz. SSK’dan ise 5975 prim günüyle 58 yaşında emekli olabilirsiniz. Her durumda SSK’dan emekli olmak yararınıza. SSK’dan emekli olabilmek için son 7 yıl içinde en fazla çalışmanızın bu statüde olması gerekir. yıl SSK’lı çalıştıktan sonra prim ödemeyi bırakmanızı tavsiye etmem. Çünkü SSK’dan emekli olabilmek için bile 2037 yılını beklemeniz gerekecek. Önünüzde çok uzun süre var. Brüt maaş düşük olduğu için prim ödemeyi bırakmak, prim gününü doldurmuş ama emekli aylığı bağlanmasına 2-3 yıl kalmış kişiler için avantaj sağlayabilir. Bu avantaj, geçmiş yıllarda yüksek kazanç üzerinden prim ödediği halde, artık düşük kazanç üzerinden prim ödemek zorunda kalanlar için söz konusudur.. Sizin durumunuzda ise prim ödeme süresi arttıkça aylık bağlama oranı da artacağı için emekli aylığınıza olumlu yansır. Elbette prime esas brüt kazancınız bugün için 3 bin 500 liranın üzerinde olursa emekli aylığınıza daha yüksek katkı sağlar. Dolayısıyla, prim günüm doldu diye çalışmayı bırakıp 10-15 yıl emeklilik yaşının dolmasını beklemek menfaatinize olmaz. EMEKLİLİĞİNİZİ BİR YIL ÖNE ÇEKİYORSA ASKERLİK BORÇLANMASINA DEĞER Soru 1973 doğumluyum. İşe başlama tarihim olup, 7000 günü aşkın SSK primim bulunmaktadır. Askerliğimi işe girmeden önce yaptım. Askerliğimi de borçlanırsam acaba ne zaman emekli olurum? Kağan Baba Yanıt Kağan Bey, işe başlama tarihiniz itibarıyla normal emeklilik için SSK’da 5975 gün ile 58 yaşında emekli olabilirsiniz. Askerliği ne kadar yaptığınızı belirtmemişsiniz. Ama 460 gün askerlik borçlanması yapabilirseniz, emeklilik yaşınızı 57’ye çekerek bir yıl erken emekli olursunuz. 460 gün borçlanma için 2019 yılı rakamlarıyla en düşük kazanç üzerinden 12 bin 550 lira ödersiniz. Bir yıl erken emeklilik için bu parayı ödemeye değer. Borçlanmayı bugünden yapmak zorunda değilsiniz ama çalışmaya devam ederken yaparsanız avantaj elde edersiniz. Çünkü, gerek doğum, gerek askerlik ve diğer borçlanmaları çalışırken yapanlara vergi indirimi uygulanır. Gelir Vergisi Kanunu uyarınca, ücretliler, borçlanma amacıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’na SGK yaptıkları prim ödemelerini, vergi matrahından indirebiliyor. Ücretten kesilmek suretiyle ödenen borçlanma primleri, miktarına ve oranına bakılmaksızın, kesildiği aya ait gelir vergisi matrahının tespitinde gider olarak gösterilebiliyor. Ödeme toptan yapılmışsa, ödenen tutara ulaşıncaya kadar, ücretlerin vergiye tabi tutarından indirim yapılabiliyor. İndirimden yararlanabilmek için borçlanmanın çalışırken yapılması şart. Bu sayede, asgari ücretle çalışan bir işçi 2019 yılı için ayda 134 lira vergi indirimi elde eder. Vergi indiriminden yararlanabilmek için borçlanmaya ilişkin ödeme belgesini işverene vermeniz gerekir. Belge işverene ibraz edildiği aydan başlayarak, takvim yılı sınırlaması olmadan ödediğiniz tutarın tamamı kazançtan indirilir. KİMYASALMADDELER İLE ÇALIŞANLAR YIPRANMADAN YARARLANIR MI? Soru 1993 yılından 2011 yılına kadar sentetik selülozik tiner türü solvent bazlı kimyasallara doğrudan temas halinde çalıştım. 2011 - 2013 arasında çipli kimlik kartı ve banka kartları üreten firmada yine solvent bazlı boya ile temas halinde idim. 2014 - 2016 arası metal levha işinde çalıştım. 2017 yılından itibaren elektronik devre kartı üreten bir firmada çeşitli boya, asit, solvent gibi kimyasallarla temas halindeyim. SGK hizmet dökümümde normal işlerde çalışmakta olduğum görünüyor. Bu koşullarda çalıştığımı ispatlarsam yıpranma payından yararlanabilir miyim? Salih G. Yanıt Salih Bey, yıpranma payı olarak bilinen “Fiili hizmet süresi zammı”, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 40. maddesinde düzenleniyor. Kanunda sayılan fiili hizmet süresi zammı uygulanacak işyerleri arasında solvent bazlı kimyasallar yer almıyor. Asit üretimi yapılan fabrika ve atölyelerde çalışanların durumu ise kanunda şöyle tanımlanıyor 1 Asit için hammaddelerin hazırlanması işlerinde çalışanlar. 2 Asidin yapılma safhalarındaki işyerlerinde çalışanlar. 3 Baca gazlarından asit elde edilmesi işlerinde çalışanlar. Sizin çalıştığınız işyerleri bu gruba girmiyor. Dolayısıyla fiili hizmet süresi zammından yararlanamazsınız.
Av. Selen SÜSLER 2021-05-03T1130 Universal Tespit davası hukuka uygun bir faydanın söz konusu olması halinde, neticesinde verilecek hüküm ile bir şeyin varlığını veya yokluğunu tespite ve bu tespitin de herkese karşı hüküm ifade etmesine yarayan dava türüdür. Hizmet tespiti davası da adı üzerinde bir tespit davası niteliğinde olup 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin 9. fıkrasında düzenlenmiştir. MADDE 86- … 9 Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. … Buna göre hizmet tespit davası; çalışmanın, primin ve prime esas ücretin tespiti için sigortalılar tarafından işveren veya işverenlere karşı açılabilecek bir tespit davasıdır. Bu davalarda Sosyal Güvenlik Kurumu doğrudan davalı sıfatını haiz olmayıp ihbar olunan olarak davaya dahil edileceklerdir. Bu nedenle önce kuruma başvuru zorunluluğu bu dava türü için geçerli değildir. Davanın neticesinde talep konusuna göre çalışanın hizmet süresi, çalışma günleri, esas ücreti ve ödenmesi gereken prim tutarları tespit edilebilecektir. Tespit hükmü sigortalı lehine kurulacak olursa işveren, bildirim yapmadığı zaman dilimi için hizmet belgesi düzenlemek ve ilgili primleri ödemek zorundadır. Bunun yanı sıra SGK işverenin bildirmediği döneme ilişkin bu primleri; gecikme zammı ve gecikme cezası ile işverenden tahsil etmektedir. Hizmet tespiti davalarının uygulamada tartışmaya neden olan konuları hak düşürücü süre ve tanıkla ispat hadisesidir. Bu yazımız ile hizmet tespiti davası hakkında genel bir bilgilendirme yapmak ve akabinde Yargıtay kararları ışığında tanık delili hususunu tartışmak, bu konuda hukuki bir değerlendirmede bulunmak tarafımızca amaç edinilmiştir. Tanık delili; takdiri deliller arasında sayılan, uyuşmazlık konusuna ilişkin üçüncü bir kişinin duyu organları ile edinmiş olduğu bilgileri mahkemeye aktardığı, tarafsız olması gereken ve uygulamada sıklıkla başvurulan bir delil türüdür. Takdiri bir delil olan tanık deliline HMK düzenlenen senetle ispat kuralı uyarınca kesin delil ile ispat aranan hallerde başvurulamayacaktır. Bu halin iki istisnası vardır. Bunlardan “Karşı Tarafın Açık Muvafakati” kanun uyarınca kabul görürken “Hakimin Resen Araştırma İlkesine Tabi Davalar” tartışmalıdır. MADDE 200 - Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle iki bin beş yüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Eğer ki maddenin son fıkrasında belirtildiği üzere, dosyanın senetle ispat parasal sınırının üzerinde bir dava olması halinde tanık dinletmek isteyen taraf karşı tarafın tanık dinletilmesine açıkça muvafakat etmesi halinde bu delile başvurabilecektir. Kanun metninde yer alan senetle ispat kuralının parasal sınırı her sene yeniden tespit edilen değerleme oranına göre değişmektedir. 24/11/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 44. maddesi ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na şu şekilde bir ekleme yapılmıştır; MADDE 44- 6100 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. “Parasal sınırların artırılması EK MADDE 1- 1 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların on Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. 2 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.” İlgili düzenlemenin son fıkrasından anlaşılacağı üzere hukuki işlemin gerçekleştiği yılın parasal sınırı tayin edilecek ve ona göre tanık deliline başvurulup başvurulamayacağı belirlenebilecektir. Karşı yanın açık muvafakati olduğu sürece tanık deliline parasal sınırın üzerindeki dosyalarda başvurulabilecektir. Uygulamada ve Yargıtay’da tartışmaya konu olan ikinci istisna ise hakimin re’sen inceleme ilkesinin geçerli olduğu davalardır. Anayasası’nın düzenlenen sosyal güvenlik hakkı; her bireyin sahip olduğu, vazgeçilemez, temel haklardandır. Devlet Anayasa ile bireylerin sosyal güvenliğini sağlamakla yükümlü kılınmıştır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu da bu amaçla düzenlenmiştir. Hem anayasa hem de kanun hükmüyle görüldüğü üzere sigortalılık ihtiyari değil zorunlu bir unsur olup uygulanmasında ve korunmasında kamu yararı söz konusudur. Hizmet tespiti davası 5510 sayılı Kanun’da düzenlenmiş bir dava çeşididir. Yapısı ve niteliği itibariyle hizmet davası kamu yararının korunmak istendiği bu davada hakimin re'sen araştırma ilkesinin bulunduğu kabul görülmektedir. Zira İş ve Sosyal Güvenlik hukukunda re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı, bu kapsamda zengin bir içtihat birikiminin olduğu aşikardır. Bununla birlikte 4857 Sayılı İş Kanunu’nda yer alan düzenlemeler emredici nitelikte olduğundan kamu müdahalesi ve kamu yararının ön planda olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır. İş hukuku alanında amaç özellikle sosyal güvenlik açısından işvereni denetlemek ve hukuka uygun şekilde hareket etmesini sağlamaktır. Bu denetimde kamu yararının varlığı tartışmasız bir konudur. Özellikle hizmet tespit davaları için Yargıtay’ın 10. ve 22. Hukuk Daireleri’nin “özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek; hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, “re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceğini ” yönündeki tespit ve kanaatleri uygulamaya yön vermektedir. Bu minvalde; hizmet tespiti davasında iddia edilen ücret tutarının senetle ispat sınırının üzerinde olması halinde tanık deliline başvurulmak isteniyorsa, karşı tarafın açık muvafakati aranmadan doğrudan mahkemeden talepte bulunarak tanıkların duruşma sırasında dinletilmesine karar verilmesi ya da mahkemenin doğrudan tanık dinlemeye re’sen karar verebilmesi söz konusudur. Yine bu yönde hüküm kurulmuş bazı Yargıtay kararlarının özellikle ilgili kısımlarına aşağıda yer verilmektedir; Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2016/4957 K. 2016/7623 T. DAVA Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. ... Dairemizin, .../...E., ... K. sayılı no'lu ilamıyla; davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; re'sen araştırma ilkesi doğrultusunda, davalı Kuruma verilmiş dönem bordrolarından kayden çalışması görünen ve uyuşmazlığa konu dönemi kapsar şekilde çalışması bulunan tanıklardan kanaat edinmeye yetecek kadarının re'sen belirlenerek, beyanlarına başvurulmalı; talep edilen döneme dair bordro tanıklarına ulaşılamadığı takdirde, sigortalı ile birlikte çalışan kişiler ile aynı çevrede işyeri olan, işveren, ya da, bu işverenlerin çalıştırdığı kişiler re'sen saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; görünmeyen çalışmalarının hangi sebeplerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu yeterince araştırılmalı; toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmeli, gerekçesiyle bozulmuş ise de bozmanın gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Mahkemece, işçilik alacağı dosyasının, kuvvetli delil olduğu ve hizmet bildirimi yapılmayan ve tarihlerinde davalı işveren tarafından imzalı sağlık belgeleri gözetilerek re'sen araştırma ilkesi doğrultusunda, davalı Kuruma verilmiş dönem bordrolarından kayden çalışması görünen ve uyuşmazlığa konu dönemi kapsar şekilde çalışması bulunan tanıklardan kanaat edinmeye yetecek kadarının re'sen belirlenerek, beyanlarına başvurulmalı, ayrıca çalışılan yerin lokanta olduğu gözetildiğinde Belediye'de, sağlık kontrolleri ile ilgili belgelerin bulunması halinde irdelenmesi ve elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Yargıtay E. 2019/3015 K. 2020/277 T. 20/01/2020 DAVA Dava, sigorta primine esas kazanç ücret tutarının tespiti istemine ilişkindir. ... Ücret tutarı maddede belirtilen sınırları aştığı takdirde, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe sahip olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, sigortalının imzasını içeren aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle kanıtlanması olanaklıdır. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için tanık dinlenebileceği gibi, tespiti istenen miktar sınırı aşsa dahi varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinlenmesi mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun gün ve 2010/10-480 Esas - 2010/523 Karar, gün ve 2010/10-481 Esas - 2010/524 Karar, gün ve 2010/10-482 Esas - 2010/525 Karar, gün ve 2011/10-608 Esas - 2011/649 Karar, gün ve 2012/10-1617 Esas - 2013/850 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir. Bununla birlikte Yargıtay’da hizmet tespit davasında tespiti talep edilen ücret tutarının senetle ispat parasal sınırının üzerinde olması halinde yazılı delil ile ispat şartının aranacağı ve tanık deliline başvurulmayacağına yönelik kararlar da vardır. Hatta bu konuda 2019 yılında verilmiş bir Hukuk Genel Kurul Kararı mevcuttur. İşbu karara göre; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/920 E. , 2019/1143 K. … 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun HMK 200. maddesinde yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı HUMK’nın 288. HMK'nın 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmak kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkündür. Yazılı delille ispat sınırının altında kalan miktar için veya bu miktar üzerinde olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgelerin bulunması hâlinde tanık dinletilmesi mümkündür 1086 sayılı HUMK m. 292 6100 sayılı HMK m. 202. 506 sayılı Kanun'un 78. maddesi ile 5510 sayılı Kanun’un 82. maddesinde prime esas günlük kazançların alt ve üst sınırlarının ne olacağı gösterilmiştir. Günlük kazancın alt sınırı HUMK’nın 288. HMK'nın 200. maddesinde belirtilen sınırı aşıyorsa, ücretin yazılı delille saptanması gereğinin pratikte bir önemi kalmayacaktır. Zira 506 sayılı Kanun'un 78. maddesi ve 5510 sayılı Kanun’un 82. maddesine göre, “...günlük kazançları alt sınırın altında olan sigortalılar ile ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” Ücretin alt sınırla tespit edilen miktardan fazla olması hâlinde ise, günlük kazancın hesaplanmasında asgari ücret esas alınır. Hâl böyle olunca, ücret miktarı HMK’nın geçici 1. maddesinin 2. fıkrası delaletiyle HUMK'nın 288. HMK'nın 200. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmak kaydıyla işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları, ücret bordroları gibi belgelerle ispatı mümkün olduğundan, buna göre araştırma yapılması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta; davacı, davalı ...’ya ait iş yerinde tarihleri arası çalıştığını ve aylık ücretinin net olduğunun tespitini talep etmiştir. Dosyaya ilk bozma kararından sonra ibraz edilen ve davalı işverenden sadır olup mahkemece yazılı delil başlangıcı olduğu belirtilen tarihli belgeye göre, davacının tarihinden itibaren çalıştığı, aylık ücret aldığı belirtilmiştir. Anılan bu belge aslı mahkemece ilgili bankadan temin edilerek dosya arasına da alınmıştır. Mahkemece, işverenin, davacının aylık net ücretinin olduğunu belirten ve ilgili bankaya gönderilen tarihli belge, yazılı delil başlangıcı kabul edilerek ve tanıklar dinlenerek davacının iddia ettiği ücreti aldığı sonucuna varılarak talebin kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, mahkemece ulaşılan bu sonuç isabetli değildir. Şöyle ki; dava dilekçesinde davacının çalıştığını iddia ettiği tarihler ve aldığını iddia ettiği ücret miktarlarıyla, bankaya verilen yukarıda değinilen belgedeki çalışmaya başladığı tarih yanında aldığı belirtilen aylık ücret miktarları kendi içinde çelişkilidir. Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulunun tarihli ve 2012/10-1617 E., 2013/850 K. ile tarihli ve 2016/21-439 E., 2018/1041 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, bankaya hitaben yazılan yazının hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş yazılı bir belge olmadığı açıktır… Karara göre tespiti talep edilen ücret miktarı HMK. m. 200’de belirtilen parasal sınırın üzerindeyse yazılı, kesin bir delil ile ispatı mümkün olabilecektir. Hukuk Genel Kurulu’nun bu kararı oy birliği ile alınmamış olup karşı oyu mevcuttur. Karşı oyun gerekçesi ise şu şekildedir; “Çoğunluk görüşü ile prime esas kazancın tespiti davası; a Kamu düzeninden sayılmamış, resen araştırma ilkesi uygulanmamış, taraflarca hazırlama ilkesi davası gibi kabul edilmiştir. b Senetle ispat kuralı kabul edilmesine rağmen, işverenden sadır yazılı belgeye itibar edilemeyeceği belirtilerek çelişkiye düşülmüştür. c 4857 sayılı İş Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun emredici hükümleri, özellikle anılan hükümlerdeki emsal ücret ve asgari işçilik miktarının belirlenmesi kuralları dikkate alınmamıştır. d Resen araştırma ilkesi uyarınca isabetli olarak işverenden sadır belge, işverenin kabulü veya ikrarı kabul edilmemesine rağmen, diğer bir kesin delil olan senetle ispat kuralının kabul edilmesi sureti ile çelişki yaratılmıştır. e Senetle ispat kuralı ile sigortalı adına primi takip etme görevi olan kurumun, bu görevi ile Anayasa ile vazgeçilmez hak olarak kabul edilen sosyal güvenlik hakkı sınırlandırılmaktadır.” Görüş ayrılığı yaşanan bu konudan ne yazık ki ilk derece mahkemeleri nasibini almış ve taraflar da belirsiz bir uygulama ile karşı karşıya kalmıştır. Her iki görüş ışığında hizmet tespiti davası niteliği ve getirileri ile ele alındığında; Anayasa’dan doğan sigortalılık hakkının korunması için kamu müdahalesinin gerekli olduğu, dolayısıyla mahkemece re’sen araştırma prensibinin uygulanarak kamu yararının korunması gerektiği, bu sebeplerle yargılamada her türlü delil ile ispat imkanı tanınarak sigortalının senetle ispat kuralına takılmasının sigortalının Anayasa’dan doğan temel haklarını kullanmasına engel teşkil edeceği, bu vesile ile hizmet tespiti davasında tespiti talep edilen ücret miktarı senetle ispat parasal sınırının üzerinde olsa dahi istisna kabul edilerek yargılamada tanık deliline başvurulması gerektiğinin kabul edilmesi hukukun ve hakkaniyetin gereğidir. Yazar Av. Selen SÜSLER
- 1009 Güncelleme - 1334 ABONE OL "Hak verilmez alınır" diyerek sizi yıllardır sigortasız çalıştıran işverene karşı idari yoldan yapabileceklerinizi yapmışsınız, sırada yargı yolu var. İki dava açın Hizmet tespit davası ve alacak davası Sayın Tezel, size yolladığım mektubun üzerinden 2 yıl 1 ay geçti, haliyle epeyce gelişmeler yaşandı. 2012 yılının şubat ayı başında işyerimize gelen SGK denetmenleri, benim SGK'sız yani kayıtdışıçalıştığımı belirleyip tutanak tuttular ve o gün itibarıyla da resen işyerimde kayıt altına alındım. Bu tarihten 2013 Ağustos'una kadar da çalışmaya devam ettim. Yaklaşık bir ay kadar önce bir sabah işyerine geldiğimde patron beni odasına çağırdı ve bir buçuk yıl önceki SGK denetiminin nihai raporu ile cezalarını önüme koyarak benim onu nasıl sırtından bıçakladığımı ve ona ihanet ettiğimi, artı 70 küsur bin liralık bir cezaya neden olduğumu söyledi. Bunun üzerine de kovulduğumu sanıp yerimden kalktım ve çıkmaya hazırlanırken patron, "Dur nereye gidiyorsun, sen benim için çok önemlisin. Bunu unutacağız, kimseye söylemeyeceğiz, cezayı da bir iş yapar öderiz" falan diyerek beni işime geri gönderdi. Ancak günlerimin çok sayılı olduğunu hissedebiliyordum. Nitekim ertesi hafta yapacağımız bir işten kesildim, bunun üzerine ben de 15 gün yıllık izne ayrıldım. İzinden döndüğümün ertesi günü 3 Eylül 2013 patron yine beni odasına çağırıp yollarımızın ayrıldığını bildirdi ve cuma günü 6 Eylül 2013 ayrı bir yerde bulunan muhasebeye giderek hesabımın kesileceğini söyledi. Eşyamı toplayıp ayrıldım. Cuma günü muhasebeye gittim hesabım kesilmedi, ne ağustos maaşım, ne ihbar tazminatım, ne de kıdem tazminatım henüz ödenmedi. SGK'ya ihbarda bulunduğum için "Bunu bize yapan adam nasılsa kayıtdışı çalıştığı dönemler için de hizmet tespit vs. davaları açar" savıyla hareket eden işveren, yaklaşık iki buçuk haftadır beni süründürüyor. Telefonlarıma cevap vermiyor veya bir şekilde bahanelerle ne istediğimi soran mali müşavir ve şirket avukatına geçmişteki kayıtdışı çalıştığım günler için yaklaşık 1300 gün bana ödeme yapılmasını, ayrıca kıdem ve ihbar tazminatım ile maaşımın ödenmesini talep ettiğimi bildirdim, aksi takdirde hizmet tespit ve haksız fesih davaları açacağımı bildirdim. İşe iade açılmıyor, zira az çalışan var. Şimdi ben bu işyerinde bilfiil çalışmaya 1 Ekim 2007 tarihinde başladım, ancak SGK kaydım yapılmadı. Ertesi sene Temmuz 2008'de bir yurtdışı seyahat olasılığı nedeniyle işe girişim yapılmış, 24 gün primim ödenmiş, 1 Ağustos 2008 tarihinde işten çıkışım yapılmış. Yukarıda belirttiğim SGK denetimi neticesinde SGK denetmenleri nihai raporlarında resen işe girişimin yapıldığı tarihten bir sene geriye giderek lehime artı bir yıl maaş tavanımdan hizmet takdir etmişler. Ben işverenimden maaş, ihbar ve kıdem tazminatlarımın yanı sıra sulh yoluyla işe başlangıçtan günümüze dek olan süreler için bir ödeme talep ediyorum zira 1990 ile 2002 yılları arasında yurtdışında çalıştım ve o günlerimden bir kısmını saydırarak emekli olabilirim, dolayısıyla bu ödemeyi o şekilde kullanabilirim ve bunlar yapılırsa dava açmayacağımı kendilerine söylüyorum, ancak bugüne dek hiçbir şekilde buna yanaşmıyorlar ve "Aç davanı, uzayabildiği kadar uzasın" diyorlar. Bu şartlar altında ne önerirsiniz, hangi yolu izleyeyim? Erdal Bodur-Bostancı/İstanbulSayın okurum, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'ne göre SGK denetim elemanları yerel fiili denetimle en fazla geriye doğru bir yıllık hizmet verebilirler. İşyeri kayıt ve belgeleriyle ise ne kadar sigortasız çalıştırılmışsanız o kadar hizmet verebilirler. Sanırım işvereniniz SGK denetim elemanlarına işyeri kayıt ve belgelerini sunmadı veya sunduysa bile denetmen kayden bir şey VEREMEDİĞİ HİZMETİ DAVA EDİNŞimdi SGK'nın denetim elemanlarının veremediği ve işvereniniz ile avukatlarının tahmin ettiği hizmet tespit davasını iş mahkemesinde açın ve takip edin. Ayrıca aslında size ödemek zorunda oldukları kıdem tazminatı, kullanılmayan yıllık izin parası, ihbar tazminatlarını alabilmek için yine iş mahkemesinde alacak davası açmanız gerekiyor. Unutmayın yasal hakkınızı size vermeyenlere karşı sadece yasal yollardan mücadele edebilirsiniz ve ne yazık ki bu konularda devlet çalışanın değil işverenin yanında. Sadece hakkını alabilmek için zorlu mücadelelere girebilen çalışanlar haklarını sonuna kadar alabiliyorlar. Bu arada hemen noterden sizi oyalayan işverene ihtarname göndermeyi unutmayın.
Hizmet tespit davası ücretiHizmet tespit davası harcı ne kadar?Hizmet Tespit Davası Ücreti Tanık olarak dinleteceğiniz kişi başına 30 ile 40 lirası arasında bir ücret ilave olur. Ayrıca İş Mahkemelerinde görülen davalarda hâkimler sıklıkla dosyaları Bilirkişiye gönderir. Bilirkişi ücreti de 200 ile 250 lira arasında değişkenlik tespit davası kazanılırsa ne olur?Hizmet Tespit Davası Kazanılırsa Ne Olur? Hizmet tespit davası kişinin lehine sonuçlanırsa işçinin talep ettiği yıllar içerisindeki sigorta primleri işveren tarafından ödenir. Sadece sigorta primleri değil, bu dönemde işleyen yasal faiz de işçiye tespit davası ne kadar sürer?Hizmet tespit davaları hizmet bitiminden başlayarak 5 yıl içerisinde açılabilmektedir. Hizmet tespit davalarının mahkeme süresi 6 ay veya 2 yıl arasında değişmektedir. Hizmet tespit davalarında hüküm süresi 2 yıl sayılsa da Yargıtay ve İstinaf süreleri de tespit davası vekalet ücreti ne kadar?Hizmet tespiti davasında, Sosyal Güvenlik Kurumu lehine veya aleyhine vekalet ücretine tespit davası kaç yıl geriye gider?Hizmet tespit davalarında 5 yıllık hak düşürücü süre, işçinin işten çıktığı yılın son gününden itibaren işlemeye başlar. Eğer işçi yıllarca kesintisiz ve aralıksız olarak aynı işyerinde çalışmışsa, 30 yıl önceki sigortasız çalışmaları için bile hizmet tespit davası günlük hizmet tespit davası kime açılır?Hizmet Tespiti Davalarını işçi açar, ancak işçinin vefatı halinde yasal olarak hak sahibi durumundaki annesi, babası, eşi ve çocukları da bu davayı işçi ne kadar para alır?Bu tazminat, işçiye en az 4 ay en fazla da 8 aylık ücret tutarında ödenir. Aynı zamanda çıkarılan işçiler, işe iade davası açabilir.
Hizmet Tespit Davası Cumhur Sinan ÖZDEMİR Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi -Ankara [email protected] A-Tanımı Sigortasız çalışan işçilerin, geçmiş sürelerini sigortalı hale getirebilmek için iş mahkemelerinde açtıkları davalara hizmet tespit davası denir. B-Yasal Dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar kanununun 79. maddesi [1]“…Yönetmelikte tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonunda başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır” Şeklinde hüküm ihtiva etmektedir. C-Dava Açılacak Mahkeme 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu gereğince hizmet tespiti davaları İş Mahkemelerine, İş Mahkemelerinin kurulu olmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemelerine açılır. D-Davacı Hizmet tespit davasını kişinin kendisi ya da sigortalı ölmüşse hak sahipleri eş, çocuk, ana-baba açabilir. E-Davalı Hizmet tespit davalarında işveren ile birlikte Sosyal Sigortalar Kurumuna da dava açılması gerekir. F-Dava Açma Süresi a-Sigortalı, sigortasız hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açmalıdır. b-Sigortalı ölmüşse, hak sahiplerinin 5 yıllık hak düşürücü süresi sigortalının ölüm tarihinden başlar. G-Dava Sonucu Sigortalı davayı kazanırsa, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından hesaplanacak primleri gecikme zammı ve idari para cezasıyla birlikte işverenden tahsil edilir. Sonuç Çalışmaları fiilen veya iş yeri kayıtlarından tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden tespit edilemeyen sigortalılar çalışmalarını yetkili bir mahkemede açacakları hizmet tespit davasıyla ve yargı kararıyla ispatlayabilirler. Tespit davasının üç temel koşulu vardır a- Sigortasız çalışma, b- Çalışmanın kuruma bildirilmemiş veya kurumca saptanmamış olması, c- 5 yıl içinde dava açılması. [1] Madde 79 İşveren, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalının sigorta primleri ve destek primi hesabına esas tutulan kazançlar toplamı ve prim ödeme gün sayıları ile bu primleri gösteren ve örneği yönetmelikle belirlenen asıl veya ek belgeleri ait olduğu ayı veya dönemi takip eden ayın sonuna kadar Kuruma vermekle ve Kurumca istenilmesi halinde iş yeri kayıtlarını ibraz etmekle veya sigortalı çalıştırmadığı takdirde, bu hususu sigortalı çalıştırmaya son verdiği tarihten itibaren bir ay içinde yazılı olarak Kuruma bildirmekle yükümlüdür. İşverenin, sigortalıyı, 4857 sayılı İş Kanununun 7 nci maddesine göre başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak devretmesi halinde, sigortalıyı devir alan, geçici iş ilişkisi süresine ilişkin bu fıkrada belirtilen belgelerin aynı süre içinde işverene ait iş yerinden Kuruma verilmesinden işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi otuz günden az çalıştığını gösteren bilgi ve belgelerin Kuruma verilmemesi veya verilen bilgi ve belgelerin Kurumca geçerli sayılmaması halinde, otuz günden az bildirilen sürelere ait primler Kurumca Re’sen tahakkuk ettirilerek 80’inci madde hükümlerine göre tahsil olunur. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle belirlenir. İşveren, sigortalıların adını, soyadını, sigorta sicil numarasını ve çalıştığı süreyi gösteren ve örneği yönetmelikle belirlenen bir belgeyi işyerinde, birden ziyade işyeri olması halinde her işyerinde ayrı ayrı olmak üzere, işçiler tarafından da görülebilecek bir yere asmaya mecburdur. Bu yükümlülükleri yerine getirmeyen işverenler hakkında 140’ıncı madde hükümleri uygulanır. 140’ıncı maddenin uygulanması prim belgelerinin Kuruma verilmesine mani teşkil etmez. Fiilen veya iş yeri kayıtlarından tespit edilecek her türlü bilgiden ya da kamu kuruluşları tarafından düzenlenen belge veya alınan bilgilerden çalıştığı tespit edilen sigortalılara ait olup, bu Kanun uyarınca Kuruma verilmesi gereken belgelerin yapılan tebligata rağmen bir ay içinde verilmemesi veya noksan verilmesi halinde, bu belgeler Kurumca re’sen düzenlenir ve muhteviyatı sigorta primleri Kurumca tespit edilerek işverene tebliğ tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili Kurum ünitesine itiraz edebilir. İtiraz tahsilatı durdurur. İtirazın reddi halinde, işveren kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde yetkili mahkemeye başvurabilir. Yetkili mahkemeye başvurulması prim borcunun tahsil ve takibini Kurum lehine karar vermesi halinde 80’inci maddenin prim borcuna ilişkin hükmü tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır. Sigortalının çalıştığı bir veya birkaç işte, bu Kanunda yazılı prim ödeme şartını yerine getirmiş olmasına rağmen kendisi için verilmesi gereken kayıt ve belgeler işveren tarafından verilmediği veya verilen kayıt ve belgelerde kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiği Kurumca tespit edilirse, hastalık ve analık sigortalarından gerekli yardım Kanunun 83 üncü maddesinde belirtilen kurum ve kuruluşlar tarafından ihale yoluyla yaptırılan her türlü işler, gerçek veya tüzel kişilerce yapılan inşaatlardan dolayı yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır. Usul ve esasları yönetmelikle belirlenecek bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğunun anlaşılması halinde, bildirilmemiş olan işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, gecikme zammı ile birlikte sigorta müfettişince inceleme yapılması istenilmeksizin işveren tarafından ödendiği takdirde, iş yeri hakkında sigorta müfettişine inceleme yaptırılmayabilir. Sigorta müfettişi tarafından, Kuruma bildirilmediği tespit edilen asgari işçilik tutarı üzerinden Kurumca re’sen tahakkuk ettirilen sigorta primleri bu Kanunun 80 inci maddesi de nazara alınarak işverene tebliğ olunur. İşveren, tebliğ edilen prim borcuna karşı tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde Kuruma itiraz edebilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazın reddi halinde, işveren, kararın tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde yetkili iş mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvurulması prim borcunun takip ve tahsilini müfettişince Kuruma asgari işçilik tutarı bildirilmediği tespit edilen işyerleri hakkında ayrıca bu Kanunun140 ıncı maddesinin birinci fıkrasının c ve d bentlerinin son fıkralarına” göre işlem yapılır. Kamu idare ve müesseseleri kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil Kurumca yazı ile istenilecek bilgileri yazılı olarak en geç bir ay içinde vermeye mecburdurlar. Kuruma, yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığının araştırılmasına ilişkin yöntem, işin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarının tespitinde ve Kuruma yeterli işçilik bildirmiş olup olmadığının araştırılmasında dikkate alınacak asgari işçilik oranlarının saptanması ve asgari işçilik oranlarına vaki itirazların incelenerek karara bağlanması amacıyla Kurum bünyesinde; Kurum teknik elemanlarından beş kişi, Yönetim Kurulunda temsil edilen işçi ve işveren konfederasyonlarınca görevlendirilecek iki teknik eleman olmak üzere toplam yedi kişiden oluşan Asgari İşçilik Tespit Komisyonu kurulmuştur. Kurum Yönetim Kurulu kararı ile birden çok Asgari İşçilik Tespit Komisyonu kurulabilir. Asgari İşçilik Tespit Komisyonunun çalışma usul ve esasları ile işçi ve işveren konfederasyonlarınca görevlendirilecek teknik elemanlara, komisyona katılan Kurum teknik elemanlarının yararlandığı tutarda ek ödeme yapılmasıyla ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca verilmesi gereken belgenin, internet, elektronik ve benzeri ortamda Kuruma gönderilmesinde; işyerinin ve belgenin niteliği, çalıştırılan sigortalı sayısı, illerin gelişmişlik durumu ile bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler gibi hususları dikkate alarak, işverenleri zorunlu tutmaya Kurum Yönetim Kurulu yetkilidir. Bu şekilde belirlenen işverenlerin yukarıda belirtilen yükümlülüğü, bu maddenin birinci fıkrasında öngörülen sürede yerine getirmemeleri halinde, bu Kanunun 140 ıncı maddesinin c fıkrasına göre işlem yapılır.
hizmet tespit davası kazanan varmı