🦖 George Orwell 1984 Kitap Yorumu
Orwell, kitabı yazdığı yıllardaki devletleri ve liderleri gözlemleyerek olası öngörülerini bir bir sıralamaktan geri durmamıştır 1984’te. Kendi zamanının çok ötelerine fırlatılmış bu kitap Winston ve Julia gibi sayısız bedenlerin iniltileri üzerinde değer kazanmaya devam etmektedir.
Hayvan Çiftliği Kitap Yorumu - George Orwell Yazar: Konuk Yazar - Saat: 10:39 - Tarih: 28 Haziran 2020 - Yorum: 0 Özellikle son zamanlarda 1984 romanı ile gündeme gelen George Orwell 'in yine gün geçtikçe ilk sıralara doğru yükselen kitabı Hayvan Çiftliği'ni uzun bir süre önce okumuştum ancak birkaç hafta önce yine 2020'de
George Orwell, yazarın 'mahlas'ıydı. Sanatçının gerçek adı ise Eric Arthur Blair idi. 3. Sanatçının kafası sadece isim değil, olayın geçtiği tarih hakkında da karışıktı. Orwell, 1984 yerine; 1980 ve 1982 tarihlerini de düşünmüştü. 4. Orwell, kitabı yazdığı süreçte bir yandan da tüberküloz ile boğuşuyordu.
Bilmeyenler için, kitap 1984 yılında geçiyor ve dünya yepyeni ve farklı bir düzen içerisinde. Dünya da üç Süper Devlet hakim ve biz Okyanusya'da yaşananlara tanık oluyoruz. Ezilmiş, bireysellikten yoksun bir toplum, insanların her an kontrol edildiği bir toplum yapısı Orwell öyle güzel bir kurguya imza atmış ki insan
George Orwell 1984 uzun kitap yorumu yapmadan önce 1984 kitap konusu hakkında da bahsetmek lazım. Daha önce pek çok kitapta karşımıza çıkan yöneten-yönetilen ilişkisinin doğası 1984 kitabının da ana sorununu oluşturuyor.
Kitabın Adı: 1984. Basım: Kasım 2015, 52. Baskı Can Yayınları. Kitap Çevirmeni: Celal Üster. Sayfa Sayısı: 350. George Orwell ” 1984″ kitabında bizi umut ile korku arasında bir yolculuğa çıkarıyor. Kendi dünyasını kuruyor, bu dünyanın içinde kaybolmamızı istiyor.
Etiketler: 1984, 1984 kitap alıntıları, 1984 kitap yorumu, 1984 özeti, bilimkurgu kitapları, george orwell, george orwell 1984, kitap yorumları Hiç yorum yok: Yorum Gönder
3kC0z. Üç dört sene önce Kitapyurdu’nun çok satanlar listesinde görüp herkesin de büyük ilgi gösterdiği bu kitabı sipariş etmiş fakat biraz inceleyince “ooov, siyaset falan var, aşırı ağır bir kitap kesin.” deyip kitaplığımızın bir rafına gelişigüzel yerleştirmiştim. Yanaşmaya çok korktuğum bir kitaptı taa ki, bu dönem “İletişim Kuramları” dersimize giren hocamız “Sınavda 1984 adlı romandan da sorumlusunuz” diyene kadar. Bir zamanlar rafların arasına mahkûm edilen bu kitap, annemlere “Bana evdeki 1984 romanını kargolayabilir misiniz?” dememle gün yüzüne çıktı. ☘️ Kitaba başlayınca ön yargılarımın çok yersiz olduğunu fark ettim. Bir kez daha anladık, demek ki neymiş ? – Kulaktan dolma bilgilerle, kendi kendine verdiğin peşin hükümlerle, bir sayfasını bile okumadığın bir kitabı yargılamayacakmışsın. Bunu diyeceğimi hiç düşünmezdim ama ben 1984’e ve George Orwell’ın kalemine BA-YIL-DIM ! Fazla spoiler vermeden biraz konusundan bahsetmek istiyorum Yazarın yarattığı ütopik bir dünya var ve 3 ülkeden oluşuyor OKYANUSYA – AVRASYA – DOĞUASYA 🌏 Ana karakterimiz Winston, Okyanusya’da yaşıyor ve içinde bulunduğu sisteme bir türlü anlam veremiyor. Sistem şu ki “Büyük Birader” adlı, ölümsüz olduğu düşünülen bir lider ülkenin her yerinde tele-ekranlardan evde bile insanların davranışlarını, bir durum karşısındaki en ufak mimik hareketlerini izliyor. Partiye uymayan/ inanmayan biri çıkarsa da idam ediliyor, buharlaştırılıyor ya da onların deyimiyle tarihten siliniyor Hiç var olmamış gibi Her yerde Büyük Birader’in posterleri var. İnsanlara bebeklikten beri onun EN BÜYÜK lider olduğu, Okyanusya’nın en iyi ülke olduğu aşılanıyor, bir nevi Propaganda ! İnsanların yalnız kalması, kendi iradelerini kullanıp düşünmesi yasak. Parti ne emrediyorsa hiç düşünmeden o yapılıyor. Eğer geçmişte söylenen bir söz şimdiki hayatta doğru çıkmazsa o söz tüm kaynaklardan siliniyor, asla var olmamış gibi. Hatta öyle ki eşlerin cinsel ilişkiye girmeleri ve bundan zevk almaları da yasak. Yalnızca tek bir durumda ilişkiye girebilirler partiye sonsuz bağlı çocuk dünyaya getirmek için. Böyle bir sistemin içine doğan çocuklar gün geliyor partiye bağlılıktan şüphe duydukları ailelerini bile şikayet edip ölümlerine sebep olabiliyorlar. Bu sistemin içinde olmaktan tedirginlik duyan ve değişmesi gerektiğini düşünen Winston da, gizliden gizliye bunun mücadelesini veriyor. Başardı mı başaramadı mı onu okuyarak kendiniz öğrenmelisiniz 🌿 Aslında sistemi üç cümleyle bile anlatmak mümkün “Parti’nin, inkâr edilmesi yasaklanan sloganı” 1948 yılında yayınlanan “1984” adlı bu romanı mutlaka okumalısınız. Eminim ki içinizde benim gibi “haa evet bayağı popüler bir roman ama ağır gibi duruyor, alayım da bir ara okurum” diyenler vardır. Alın almasına ama bir ara değil en kısa zamanda okuyun 🌸 Böyle güzel bir romanı okumaya teşvik eden İletişim Kuramları dersimizin hocasına belki bir gün denk gelir yazıma teşekkürlerimi sunuyorum 💛 Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoş kalın, Ece 🌼
Orijinal Adı 1984 Çevirmen Celâl Üstüner Sayfa Sayısı 350 Baskı Yılı 2016 Elimdeki baskısı Yayınevi Can Yayınları Arka Kapak Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. ... Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kabus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgahlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor. Korkunu asla gösterme! Öfkeni asla belli etme! Gözlerindeki en ufacık bir kıpırtı seni ele verebilir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Her şey bir hayal dünyasında eriyip gidiyordu, sonunda yılın hangi gününde oldukları bile belirsizleşmişti. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir. Buna izin verilirse, arkası gelir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı, çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Hiçbir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemi olduğunu düşünüyorsan, onları yendin demektir. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Geriye hiçbir şey kalmayacak senden; ne nüfus kütüğünde bir ad ne de belleklerde yaşayan bir silindiğin gibi, gelecekten de silineceksin. Hiç var olmamış olacaksın! Merhabalar, nasılsınız? Bugün içine ikinci yazımı giriyorum. Normalde aynı gün içerisinde yazı girmemeye çalışsam da bugün durum biraz farklı. Bugün Bloggerlar Okuyor etkinliği kapsamında okuduğum 1984'ün yorumunu gireceğim. Onun öncesinde etkinlikten kısaca bahsedeyim; Bu etkinlik kapsamında seçilen kitabı o ay içerisinde okuyup, ayın son günü yorumunu bloglarımızda paylaşıyor olacağız. Daha detaylı bilgi için tık tık. Nisan ayı için George Orwell'in 1984 adlı romanı seçilmişti. Etkinlik biraz geç başladığından yorum tarihi 10 Mayıs'a kadar ertelenmiş. Bugün denk gelmesem haberim olmayacaktı ve bu kitabın yorumu gelmeyecekti. Neyse ki son anda yetişmiş bulunuyorum. ^^ Kitabımıza gelecek olursak... Aslında tam olarak nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bu kitap hakkındaki düşüncelerimi toparlamakta zorlanıyorum açıkçası. Kısaca konusuna değineyim... Kitap Winston Smith karakterinin tarafından ilahi bakış açısıyla anlatılıyor. Kitapta bahsi geçen dünya oldukça çarpıcı. Artık sadece 3 ülke vardır ve karakterimizin yaşadığı ülke Okyanusya'dır. Ülke, Parti egemenliği altındadır ve Büyük Birader isimli şahsımız partinin başındadır. Tabii Büyük Birader diye birisi gerçekten varsa... Parti'nin egemenliğindeki Okyanusya'da iç parti üyeleri, dış parti üyeleri ve proleter'ler yaşamaktadır ki karakterimiz Winston dış parti üyelerinden olup Gerçek Bakanlığı'nda çalışmaktadır. Kitap boyunca Winton'ın iç dünyasını, düşüncelerini -ki düşüncenin suç olduğu bir toplumda yaşıyor- gerçeği bulma çabalarına ortak oluyoruz. Kitap boyunca beni dehşete düşüren birçok şey oldu. Ki kitabı dehşet içerisinde okuduğumu söylemeliyim. Beni dehşete düşürenlerden birisi düşüncesuçu'ydu. Parti'nin aleyhine düşündüğünüz, hatta Parti'nin düşünmenizi istediği şeyden başka düşündüğünüz her şey suç. Kabul çok garip bir cümle oldu. D Öyle ki adamlar Yenisöylem'i -yeni bir dil- oluşturarak kelime dağarcığını olabildiğince minimuma düşürüp, sizin düşünmenizi engellemeye çalışıyorlar. Gerçekten dehşet verici bir şey. Bir diğer en can alıcı nokta ise geçmişin değiştirilmesi. Evet yanlış okumadınız, adamlar geçmişi değiştiriyorlar. Nasıl mı? Mesela bir hafta öncesinde istatistiksel tahminlerde bulunuluyor. O tahminler tutmadı mı? Haberlerde, gazetelerde yayınlanan o makale şuan ki istatistiklere uygun olarak değiştiriliyor ve o şekilde aynı tarihli gazeteye tekrar basılıyor. Ve bütün eski orijinal baskılar yok ediliyor. Böylece Parti'nin tahminleri her zaman doğru oluyor ve insanlar bu durumu hiçbir şekilde yadırgamıyor. Hatta öyle ki 5 dakika öncesine kadar Avrasya'yla savaşta olduğu bilinirken 5 dakika sonra en başından beri Doğuasya'yla savaştıkları söyleniyor ve kimse "yahu biz Avrasya'yla savaşıyorduk n'oldu?" demiyor aksine hemen kabulleniyor. Yani diyeceğim o ki kurgu, oluşturulan dünya gerçekten dehşet verici. Ben daha öncesinde Orwell'ın hiçbir kitabını okumamıştım ve ilk olarak herkes Hayvan Çiftliği'ni öneriyordu. Ancak Orwell'ın kalemiyle tanışmak bu kitaba nasipmiş ki bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Kurgunun, olayların, anlatımın akıcılığı oldukça iyiydi. Orwell'ın diğer kitaplarını da mutlaka alıp okuyacağım. ^^ Aslında kapağına da değinmek istiyorum. Çünkü bu zamana kadar birçok kapak uygulanmış, tasarlanmış. Ama içlerinden en çok Can yayınlarının bu son kapağını beğendim. Gerçekten çok güzel. Gerçi Orwell'ın diğer kitaplarına da çok güzel tasarımlar uygulamışlar. Değinmeden geçmek istemedim. Ben kitabı çok beğendim. Daha sonra tekrar okuyacaklarım arasında yerini aldı. Uzun bir yorum oldu, umarım sıkılmadan okuyabilmişsinizdir. ^^ Siz 1984'ü okudunuz mu? Lütfen düşüncelerinizi benimle paylaşın... Etkinliğe katılan diğer bloglar Puanım Sevgiyle Kalın...
“George Orwell 1984” yetmiş bir yıl önce basıldığında başarılı bir politik kehanet olarak hafızalara kazındı. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” 1932, Ray Bradbury’nin “Fahrenheit 451” 1953 ve Anthony Burgess’in “Otomatik Portakal”ı 1962 gibi döneminin benzer konularda yazılmış diğer eserlerinden çok daha uzun süre kamu bilincinde yer etti. Zamanında tanınmış kitaplardan olan ve 1984 ’ün yazımında katkıları olan Yevgeni Zamyatin’in “Biz” 1921 ve Arthur Koestler’in “Gün Ortasında Karanlık” 1940 kitapları da bu listede yer alır. 1984 ün Soğuk Savaş ile ilgili olduğu barizdir fakat Soğuk Savaş otuz yıl önce sonlanmıştır. Peki George Orwell 1984 kitabının etkisi nasıl hala bu kadar güçlüdür? “George Orwell 1984” Kitabının kapak görseli. Bunu kısmen, 1984 ’ün, “Gün Ortasında Karanlık” kitabının izlediği yolu izlememesine bağlayabiliriz. “Gün Ortasında Karanlık”ın aksine, Orwell ’in kitabı komünizm sistemi altındaki yaşamdan bahsetmez. Aksine, liberal demokrasiler içindeki eğilimler hakkında bir uyarı olması amaçlanmıştır. Okuyanlar da zaten bu konuya değindiğinin bilincinde olarak okumuşlardır. Doğu Avrupa’nın savaş sonrası Sovyetleşmesi sonucu oluşan toplumlar adeta Orwell in sayfalarından çıkmış gibidir. Ancak Amerikalı okuyucular 1984 ’ün İkinci Kızıl Tehlike ve sadakat yeminiyle ilgili olduğunu düşünmüşlerdir. 1970’lerde Nixon ve Watergate hakkında yorum yapmak için kullanılmıştır. 1983 ve 1984 te haliyle, kitabın adı 1984 olunca okuyucu sayısında bir sıçrama olmuştur ve dört milyon kopya satılmıştır. 2016’da ise Trump’tan kaynaklanan bir sıçrama daha olmuştur. Romanda dünyanın üç totaliter üst devlete bölüneceği ve bu devletlerin bilgi ve ifade üzerinde mutlak hakimiyeti olan katı birer hiyerarşiye sahip olacaklarından bahsedilir. Hatta sürekli olarak dünya hakimiyeti için hiçbir tarafın kazanamadığı savaşlara girip duracakları da anlatılır. Bu belki de romandaki en çabuk miadını doldurmuş görüş de budur. Bu senaryo 1930’larda, Büyük Buhran, faşizm ve Stalinizm in hüküm sürdüğü dönemde, neredeyse birçok insanın öngördüğü gelecekti. Kapitalizm ve liberal demokrasi can çekişiyor gibiydi; merkezi ekonomiler ve otoriter rejimler toplumlarının yönetilebilmesinin tek yolu gibi görünüyordu. Bu, Orwell’in büyük hayranlık duyduğu ancak şu an neredeyse unutulmuş bir kitap olan James Burnham’ın “Yönetim Devrimi”nin 1941 iddiasıdır. Romanın öyle bölümleri var ki hala geçerliliğini sürdürüyor George Orwell ’in “1984” adlı kitabında, hayatımızda hala geçerliliğini yitirmeyen unsurlar mevcuttur. Fotoğraf ullstein bild / Getty 1949’dan sonra dünyanın üst devletlere bölündüğü doğrudur. Fakat romanda söylenenin aksine üç değil iki üst devlete bölünmüş ve bu devletlerin kırk yıl süren rekabetinden dolayı dünyanın geri kalanı büyük zarar görmüştür. Ancak onlar yirminci yüzyıl jeopolitiğinin Fasolt ve Fafner’ı olan ikiz totaliter canavarlar değillerdi. Taktiklerinde sıkça birbirlerini yansıtmalarına rağmen farklı ideolojileri savunan iki farklı sistemdiler. Amerika Birleşik Devletleri’ne pek ilgi duymayan Orwell bu durumu gözden kaçırmıştır. Bununla birlikte, romanın öyle bölümleri var ki hala geçerliliğini sürdürüyor. Birincisi, sürekli bir gözetim altında olma durumudur – Büyük Birader Koestler’in “Bir Numara” konseptinden ödünç alınmıştır. Orwell in, hayatı boyunca muhtemelen hiç televizyon görmemesine rağmen romanda bahsettiği “tele-ekran”, önsezilerinin şaşırtıcı derecede güçlü olduğunu gösteriyor. İkincisi ise Orwell ’in favori konusu olan Newspeak yani aldatıcı dildir. Bir diğer deyişle dilin siyaset için kötüye kullanılması. 1984 Kitabı Bir Romandır, Siyaset Teorisi Çalışması Değil. George Orwell 1984 Kitabı Fakat her şeye rağmen “1984” bir romandır, bir siyaset teorisi çalışması değildir. Çoğu insan da muhtemelen bu eseri kurgusal bir roman bakış açısıyla okuyordur. Komiser O’Brien’in Winston ve Julia’ya onları tuzağa düşürürken verdiği uzunca bir kitap olan “Oligarşik Kolektivizmin Teori ve Pratiği” gibi aleni siyasi materyaller muhtemelen birçok okuyucu tarafından göz ucuyla okunup atlanıyordur. Lev Troçki’nin 1937’de yayınlanan Stalinizm karşıtı ve aynı zamanda “Yönetim Devrimi”nin bir parodisi olan “İhanete Uğrayan Devrim”i de bu kitabın bir türevidir. O’Brien’in Winston’ı sorguladığı sahne, romanın doruk noktası olarak yazılmış olmasına ve insanların hala aklında yer etmesine rağmen, tamamen tatmin edici değildir. O’Brien Winston’ı iki kere ikinin beş olduğuna nasıl ikna etmiştir? İşkenceyle. Oldukça ilkel bir beyin yıkama yöntemi. “Gün Ortasında Karanlık”ta da sonlara doğru bir sorgu sahnesi vardır. Sorgulamanın kurbanı Rubashov, önce fiziksel olarak yıpratılıp sonunda entelektüel olarak mağlup edilir. Her iki yazar da Stalin’in 1936 ile 1938 yılları arasında Eski Bolşevikleri tasfiye ettiği Moskova Duruşmalarında sanıkların neden kendi özgür iradeleriyle, sonunda vurulacaklarını bile bile, onlara yöneltilen en saçma suçlamaları bile kabul ettiklerini anlamaya çalışıyorlardı. Stalin’in ölümünden sonra sanıkların işkence gördükleri ortaya çıktığında Orwell ’in bu konuda da haklı olduğunu görülmüştür. Ama şu anı kim unutabilir “siz ölüsünüz’ dedi arkalarındaki demirden bir ses”? Orwell, oldukça sürükleyici ve okuyucuların kendileriyle özdeşleştirdiği karakterlere sahip bir hikaye oluşturmuş oldu. Orwellyen George Orwell 1984 Kitap çıktığında bazı insanlar, her ne kadar korkunç olsa da, özdeşleşmeleri gereken karakterin O’Brien olduğunu sandılar. Orwell in aklında olan da muhtemelen buydu. O’Brien gibi insanlar, güç karşısında adeta bir sadiste dönüşen entelektüel figür, hakkında insanları uyarmak istiyordu. O’Brien figürü o zamanki totalitarizmin cazibesine dair popüler bir anlayışa karşılık geliyordu Arthur Schlesinger Jr.’ın “1984” ile aynı yıl yayımlanan liberal manifestosu Hayati Merkez’de “herkesin içinde bir Hitler, bir Stalin vardır” diye belirttiği gibi insan ruhunun karanlık bir köşesine dokunduğu anlayışı. Uzun zaman sonra Schlesinger fikrini değiştirdi ve “Orwell in mistik totalitarizm teorisi” diye adlandırdığı şeyi reddetti. Çünkü hepimiz dünyadaki Winstonlara işkence etme şansını dört gözle bekleyen O’Brienlar olmayabiliriz. Hepimiz büyük olasılıkla Winstonuz. Bir şeylerin yanlış olduğunu, hayatımızın kontrolünü kaybettiğimizi ve buna direnecek gücümüzün olmadığını biliyoruz. Buna sıradan hayattan bir örnek olarak “sözleşmeyi kabul ediyorum” tuşuna basmamızı gösterebiliriz. Eski sözleşmenin ya da gizlilik politikasının ne olduğunu bilmiyorduk. Yenisini okusak da neyin değişip değişmediğini ve bize neye mal olacağını anlamayacağımızdan oldukça eminiz. Bizim gibi diğer herkesin de direkt o tuşa bastığını varsayıyoruz ve tuşa basarak bir daha basılacak tuşlar olmayan bir dünya hayal ediyoruz. Önem arz eden bir örnek için şunu düşünebiliriz ülkenizin seçim süreci yabancı bir güç tarafından bozuluyor ve hükümetiniz bu müdahaleyi soruşturmaya çalışan kişileri vatana ihanetle suçluyor. Buna Orwellyen yani özel hayata müdahale edici denir. Böylelikle kehantelikten çıkar ve manşet haline gelir. Orwellyen, George Orwell 1984 adlı distopyasındaki totaliter yönetime, dilin aldatıcı ve manipüle edici kullanımına ithafen çoğu zaman otoriter kelimesi yerine kullanılan bir sıfat. Çeviren Gevher Eylül Karboğa Bunlar da ilginizi çekebilir Herkesin Okuması Gereken En İyi 20 Bilim Kurgu Kitabı Karantina Günlerinde Okuyabileceğiniz En İyi Kitap Önerileri Stephen King Biyografi Tolkien Hakkında 10 Büyüleyici Bilgi Edgar Allan Poe Kimdir?, Hayatı ve Esrarengiz Ölümü Dünyaca Ünlü Yazarlar Hakkında Şaşırtıcı 10 Gerçek
Kitabın Adı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört 1984 Yazar George Orwell Baskı Tarihi Mart 2014 Sayfa Sayısı 350 ISBN 9789750718533 Orijinal Adı Nineteen Eighty-Four Çeviri Celal Üster Yayınevi Can Yayınları Kitabın Türü Roman, Edebiyat KİTAP HAKKINDA Parti'nin dünya görüşü, onu hiç anlayamayan insanlara çok daha kolay dayatılıyordu. ... Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zarar görmüyorlardı çünkü tıpkı bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu. George Orwell'in kült kitabı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, yazarın geleceğe ilişkin bir kâbus senaryosudur. Bireyselliğin yok edildiği, zihnin kontrol altına alındığı, insanların makineleşmiş kitlelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni, romanda inanılmaz bir hayal gücüyle, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmıştır. Geçmişte ve günümüzde dünya sahnesinde tezgâhlanan oyunlar düşünüldüğünde, ütopik olduğu kadar gerçekçi bir romandır Bin Dokuz Yüz Seksen Dört. Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyen bir başyapıttır; yalnızca yarına değil, bugüne de ilişkin bir uyarı çığlığıdır. Can Yayınları, bu "bütün zamanların kitabını" Celâl Üster'in özenli çevirisiyle okura sunmaktan kıvanç duyuyor. Tanıtım Bülteninden KİTAP YORUMU Cahil Okur’dan herkese selamlar… Bu ara yaşadığım okuyamama hastalığı artık herkesin malumu sanırım. Ancak belirtiler azalmaya başladı açıkçası D Bir kitabı 2 haftada bitirebilme seviyesine geldim şükür. Durum bu kadar sıkıntılı olunca bloga kitap yoruma girmek işi de bir hayli zorlaşıyor. Neyse lafı uzatmadan yoruma geçelim. 1984 tekrar okuma listemde yer alan kitaplardan bir tanesiydi. Can Yayınları’nın yeni kapak tasarımıyla basılan baskısını da satın almıştım. Bir süre sonra okumayı düşünsem de sevgili Nail Art in Wonderland ve Hayata Dair Her şey blog sahibelerinin başlattığı “Bloggerlar Okuyor” etkinliği çerçevesinde öne almıştım ve kitabı Nisan ayı içinde bitirmem gerekse de bu güne kadar gecikti. Kendilerinden gecikme için özür diliyorum. Ve artık yoruma geçiyorum İçerik Yorumu Bir dünya düşünün var olma amacınız sadece “Parti” denilen hükmeden güce hizmet etmek. Yapmış olduğunuz her şeyin temelinde “Parti” var. Ama her şeyin… Parti ise tüm dünyanın hakimi. Aynı zamanda tüm zamanlarında hakimi “Parti”. Hatta şöyle bir cümle geçiyor kitapta; “Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar.” Sayfa 59 Durum böyle olunca da Parti her türlü manipülasyon işlemini yapıyor geçmiş ile alakalı. Bunu Parti’nin üyeleri vasıtasıyla yapıp, Parti üyelerinin buna inanmasını bekliyor ve inandırıyor da. Winston Smith ise burada “aykırı çocuk” olarak karşımıza çıksa da, o da tam olarak bu duruma karşı koyabilmiş bir isim olduğuna hiç inanmadım. Ancak Winston’ın hareketleri bile Parti için bir baş kaldırıdan farksız ve cezalandırılmalı. Nitekim öyle de olacak tahmin ettiğiniz gibi. Bu noktada fazlaca spoiler verdiğimi düşünmüyorum bunu tahmin etmeniz oldukça kolay. Lakin George Orwell’in olayları kurgulayışı sizi bazı noktalarda hayrete düşürebilir. Kim kimin tarafında bilmek bir hayli zor. Kurgunun güzel tarafı da burası. Ana tema olarak yaklaştığımız da ise 1984 bugünkü ülkemizdeki hakim güç ile çokça karşılaştırıldığını gördüm. Kitabın yazım tarihi 1948 ve kitabın adı da son iki rakamın yer değiştirilmesi ile oluşturulmuş. Bu anlamda o tarihteki yöneten güce karşı bir hiciv niteliği taşımakta. Lakin elbette günümüz ile de bağlantılar kurmak bugün mümkün olduğu gibi bundan 100 sene sonrası içinde mümkün olacaktır. İçerik olarak genel anlamda baktığınızda okuyanı tatmin edecek bir eser. Kesinlikle ve kesinlikle okunması gereken kitapların başında geliyor bence. Yayınlanan bir çok okuma listelerinde de baş sıralarda olduğunu göreceksiniz. Yazım Dili Yorumu George Orwell’in yazım dilini seviyorum. Bu anlamda kendisine yapılabilecek fazla bir eleştiri yok. Sadece kitabın belirli bölümlerinde bazen siyasal yapı hakkındaki açıklamalar, eğer konuyla pek de alakalı değilseniz, sizi sıkabilir. Bu noktada Celal Üster’e de teşekkür etmek lazım. Gerçekten başarılı ve içi dolu bir çeviri olmuş. Orwell’in anlatmak istediğini anlamayan bir editör tarafından bu çevirinin yapılması oldukça zor olurdu. Yapısal Yorum Klasik Can Yayınları baskısı ve kalitesi diyerek lafı fazlaca uzatmayayım. Bence sıkıntı yoktu. Kapak tasarımına sadece bir parantez açmak istiyorum; kitabı okuyalı baya olmuştu ve bu nedenle kapaktaki sıçanlara bir türlü anlam verememiştim. Lakin okuma ilerledikçe kapağında nasılda anlamlı olduğunu kavrıyorsunuz. Sürprizi kaçmasın sizde okuyunca göreceksiniz nedenini… EKSTRA Bu kitap yorumunda küçük bir ekstra yazmak istedim. Bundan önce okuduğum eser az önce belirttiğim gibi Huxley’in Cesur Yeni Dünyası’ydı. Her iki yazarında kafaları hemen hemen aynı çalışıyor. Kitaplarında birçok benzer noktası var. Mesela kitaplar noktasında fikirleri aynı. Kitaplara düşünmeye ve aydınlanmaya teşvik ettiği için yasak veya hakim gücün istediği yönde değiştiriliyor. Kadın erkek ilişkisi ve cinsel ilişki noktasında fikirler aynı. Kesinlikle bir şehvet yaşanmamalı. Görev bilinciyle yapılmalı ve duygu katılmamalı. Hakim güce karşı sorumluluklar benzer. Kesinlikle tartışılmasını veya değiştirilmeye çalışılmasını istemiyorlar. Tüm bu nedenlerle iki kitabı benim gibi arka arkaya okursanız tekrara düşmüş gibi hissedebilirsiniz. Bu anlamda dikkatli olun derim D SEÇTİĞİM SÖZLER Anlattığım toplumun bir gün mutlaka gerçek olacağına inandığımı söyleyemesem de, ona benzer bir toplumun gerçek olabileceğine inandığımı söyleyebilirim. Sayfa 14 SAVAŞ BARIŞTIR ÖZGÜRLÜK KÖLELİKTİR CAHİLLİK GÜÇTÜR Sayfa 28 İnsan, ardında tek bir iz bile, bir kağıt parçasına karalanmış tek bir adsız sözcük bile bırakmadıktan sonra, geleceğe nasıl seslenebilirdi? Sayfa 51 Her davranışın sonuçlarını, o davranışın kendisi doğurur. Sayfa 52 Geçmişi denetim altında tutan, geleceği de denetim altında tutar; şimdiyi denetim altında tutan, geçmişi de denetim altında tutar. Sayfa 59 Peki, neydi hayatta kalmayı sağlayacak olan? Bunu bilmek kolay değildi. Sayfa 86 Kadınların hepsi de, Parti'nin olmalarını istediği gibi, erişilmezdi. Hakkını vererek sevişmek, isyan demekti. Arzu ise düşüncesuçu olarak görülüyordu Sayfa 93 NASIL'ını anlıyorum, NEDEN'ini anlamıyorum Sayfa 105 Piyango, proleterlerin büyük bir ciddiyetle izledikleri tek toplumsal olaydı. Büyük olasılıkla milyonlarca proleterin biricik olmasa da başlıca varlık nedeniydi. Piyango'dan başka bir eğlenceleri, çılgınlıkları, afyonları, zihinsel uyarıcıları yoktu. İş Piyango'ya geldi mi, kör cahiller bile en karışık hesapları yapabiliyorlar, bir gördükleri numarayı bir daha unutmuyorlardı. Sayfa 111 Winston bir zamanlar kağıt ağırlığı olarak kullanılmış olduğu kestirebiliyordu, ama artık hiçbir işe yaramaması onu bir kat daha çekici kılıyordu. Sayfa 121 Eskiden bir erkek bir kızın bedenine bakınca, safça baştan çıkardı diye geçirdi artık katıksız aşk ya da katıksız şehvet diye bir şey kalmamıştı. Her şeye korku ve nefret karıştığı için, artık hiçbir duygu katıksız değildi. Sayfa 155 İnsan bir kadınla yaşadığında bu düş kırıklığı çok olağan, sık sık yinelenen bir şey Sayfa 168 "Proleterler insan" dedi sesini yükselterek, "Biz insan değiliz" Sayfa 195 Köle halkların emeği, yalnızca sürekli savaşın temposunun hızlandırılmasını sağlar. Sayfa 218 Savaş görüleceği gibi, artık tümüyle bir iç sorundur. Eskiden, bütün ülkelerin egemen kesimleri, ortak çıkarlarını bilerek savaşın yıkıcı gücünü sınırlandırabilmelerine karşın, birbirleriyle gerçekten savaşırlar ve savaştan zaferle çıkan her zaman yenik düşeni yağmalardı. Günümüzde ise asla birbirlerine karşı savaşmamaktadırlar. Savaş her egemen kesim tarafından kendi uyruklarına karşı verilmektedir ve savaşın amacı toprak ele geçirmek ya da toprak yitirmeyi önlemek değil, toplum yapısının değişmeden sürmesini sağlamaktır. Sayfa 230 En iyi kitaplar insana zaten bildiklerini söyleyen kitaplardır. Sayfa 231 Bir doğru vardı, bir de doğru olmayan; doğruya sarıldığın zaman, tün dünyayı karşına bile alsan, deli olmuyordun. Sayfa 249 İnsan, sevilmekten çok anlaşılmayı istiyordu belki de. Sayfa 286 Kimse devrimi korumak için diktatörlük kurmaz, diktatörlük kurmak için devrim yapar. Sayfa 298 Sonunda kendin karşı zafere ulaşmıştı. Büyük Birader'i çok seviyordu Sayfa 334 ...çünkü insanlar sözcüklerle düşünüyordu. Sayfa 336 Etkinlik hakkında detaylı bilgi için tık tık
- 2233 Güncelleme - 2233 Microsoft Başkanı Brad Smith, insanların yapay zekaya karşı korunmaması halinde, George Orwell'in "1984" romanında tasvir ettiği hayatın "2024'te gerçek olabileceği" uyarısında bulundu. Bu açıklamanın sosyal medyada yer bulmasının ardından George Orwell'ın 1984 isimli romanının konusu merak edildi BBC'nin Panorama programına konuşan Microsoft Başkanı Brad Smith, "Gelecekte halkı koruyacak yasaları yürürlüğe koymazsak, teknolojinin yarışta hızla öne geçtiğini göreceğiz ve yetişmek çok zor olacak" dedi. GEORGE ORWELL 1984 ROMANI KONUSU Bin Dokuz Yüz Seksen Dört, George Orwell tarafından kaleme alınmış alegorik bir politik romandır. Hikâyesi distopik bir dünyada geçer. Distopya romanlarının ünlülerindendir. Özellikle kitapta tanımlanan Big Brother Büyük Birader kavramı günümüzde de sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda kitapta geçen "düşünce polisi" gibi kavramları da George Orwell günümüze kazandırmıştır. Romanın distopik dünyasında totaliter bir merkezi tek partinin yönetiminde korku, propaganda ve beyin yıkama ile halk ve hayatı manipüle edilmektedir. Roman daha sonra ünlenecek Büyük Birader ve Düşünce Polisi gibi kavramları içermektedir. 20. yüzyılın en etkili romanlarından biri olmasının yanı sıra satış anlamında da çok başarılı olmuştur. Aldous Huxley'in Cesur Yeni Dünya isimli romanıyla birlikte, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört İngilizce edebiyatın ilk ve en ünlü anti-ütopik edebi eserlerindendir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve içerdiği terminoloji mahremiyet tartışmalarında sıklıkla ortaya atılmış ve kalıplaşmıştır. Kitap birçok farklı dile çevrilmiştir. Türkiye'de Can Yayınları tarafından Türkçe olarak basılmıştır.
george orwell 1984 kitap yorumu