🎮 Din Ve Ahlak Kavramları Araştırınız
Din ve ahlak kavramlarının anlamlarını araştırınız. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin adında da geçtiğinden din ve ahlak terimlerinin anlamlarını bilmemiz gerekir. Din; Allah’ın (c.c), insanların dünya ve ahiret mutluluğunu elde edebilmeleri için peygamberler aracılığıyla gönderdiği ilahi kanunlar bütünüdür.
DinKültürü ve Ahlâk Bilgisi Soru Bankası | Ünite ve Kazanımlar. 9.1.1. İslam’da bilginin kaynaklarını açıklar. 9.1.2. İslam inancında imanın mahiyetini araştırır. 9.1.3. İsrâ suresi 36. ayet ile Mülk suresi 23. ayetlerinde verilen mesajları değerlendirir. 9.2.1.
SınıfDin Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konu Anlatımı. Merhaba arkadaşlar size bu yazımızda 10. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konuları hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi sahibi olabilirsiniz. Başlıklar haline size konuları anlattık. 10. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Konuları. Kur’an’dan
Deizm«vahyedilmiş/tarihsel din»i değil, «doğal din»i benimser. Tanrı’nın adaleti bütün insanlara eşit muamele yapmayı gerektirir. İnsanlar doğru bilgiye, Tanrı’nın bazı insanlara özel muamelesi olan vahiy aracılığıyla değil de bütün insanlara açık olan akıl aracılığıyla erişmeleri, adalete daha uygundur.
SINIFDİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ PROJE KONULARI. 1. İslâm’ın aileye verdiği önemi ve dinin hayatımız üzerindeki etkilerini araştırma. 2. Hz. Muhammed’in hayatını ve örnek kişiliğini ayrıntılarıyla araştırma. 3. İslam düşüncesinde siyaset ve inanç ile ilgili ayrılıkların sebeplerinin neler
Ahlak felsefesi; ahlak alanında hakim olan ilkeleri, “ iyi ”nin ve “ kötü ”nün ne olduğunu, ahlaklılığın ne anlama geldiğini sorgular. Ahlak felsefesi, ahlak hayatı üzerinde sistemli bir biçimde düşünme ve soruşturmadır. Her bilgi dalının kendine özgü kavramları ve özel terimleri vardır. Ahlak felsefesinin de
LGS Konuları. 8. Sınıf Din Kültürü Konuları – LGS Din Konuları 2022. Bu yazımızda, senin için 8. sınıf Din Konuları listesini hazırladık ve çalışman gereken Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi LGS konularını belirledik! 2 dakikalık okuma. Sonnur tarafından yazıldı, 10.01.2022.
CNRT. Sizce Allah’ın her şeyi gördüğüne inanan bir kişinin davranışları nasıl olur? Sizce Allah’ın her şeyi gördüğüne inanan bir kişinin davranışları nasıl olur? Allah’ın her şeyi gördüğüne inanan bir kişinin davranışları nasıl olur?, Sizce Allah’ın her şeyi gördüğüne inanan bir… Read more » Rahman ve Rahîm kelimelerinin anlamlarını biliyor muyuz? Rahman ve Rahîm kelimelerinin anlamlarını biliyor muyuz? Rahman ve Rahîm kelimelerinin anlamlarını biliyor musunuz?, Rahman ve Rahîm kelimelerinin anlamlarını yazınız, Rahman ve Rahîm kelimelerinin anlamları, Cevap Rahman; dünyada, bütün canlılara… Read more » Sizce, evrende var olan mükemmel düzen nasıl kurulmuştur? – Evrende var olan mükemmel düzen nasıl kurulmuştur? Sizce, evrende var olan mükemmel düzen nasıl kurulmuştur? – Evrende var olan mükemmel düzen nasıl kurulmuştur? Sizce, evrende var olan mükemmel düzen nasıl kurulmuştur?, Sizce, evrendeki mükemmel düzen nasıl kurulmuştur?,… Read more » Yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili ayet ve hadis Yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili ayet ve hadis “…Kim Müslüman kardeşine yardım eder ve onun ihtiyacını karşılarsa Allah da ona yardım eder. Kim Müslümanın bir sıkıntısını giderirse Allah da kıyamet… Read more » Dinî ve millî bayramlarımızın hangileri olduğunu araştırarak defterinize yazınız. Dinî ve millî bayramlarımızın hangileri olduğunu araştırarak defterinize yazınız. Dinî ve millî bayramlarımız hangileridir? Cevap Dini bayramlarımız hangileridir? Ramazan bayramı Kurban bayramı Millî bayramlarımız hangileridir? 29 Ekim Cumhuriyet bayramı, 23… Read more » Milli Bayramlarda Yaptığımız Etkinlikler Milli Bayramlarda hangi etkinlikleri yaparız? Milli bayram ve törenlerde hangi etkinlikleri yaparız, milli bayramlarımızı nasıl kutluyoruz bayram kutlamalarında neler yapıyoruz, Milli Bayramlardaki törenlerde hangi etkinlikleri yaparız Milli Bayramlarda Yaptığımız 5 Etkinlik Bayram… Read more » Milli Bayramlarda Niçin Evlerimizi ve Okullarımızı Bayraklarla Süslüyoruz? Milli Bayramlarımızın Toplumsal Birlik ve Dayanışma Açısından Önemi Nedir? Milli Bayramların Önemi Nedir? Milli bayramlar millet olduğumuzu hatırladığımız, önemli günlerdir. Bu bayramlar tarihimizin önemli kırılma noktalarının yıl dönümlerine denk gelir…. Read more »
Bir damla su idik O suyun Ne kulağı vardı, ne ayağı Ne derisi vardı, ne kemiği Erkek miydi, kadın mıydı? O sadece bir damla suydu Bir tek damla Bir damla suyu insan haline getiren Rabbimiz kulunun ayağının tökezlememesi, yürüyüşünde yabancı yollara kaymaması için, bir takım tembihlerde, ikazlarda bulunmuştur. Rab ve ilah olarak sadece Allah’a iman etmeyi şart koşmuştur. Yaşanacak din olarak İslam’ı seçmiştir. Yol olarak Sırat-ı Müstakim’i seçmiştir. Bu yolda tek rehberin Hz. Muhammed sav olmasını emretmiştir. Allah’a hamd olsun k, O insanları çetin bir azab ile ikaz etmek, iyi iş ya da davranışlarda bulunan mü’minleri müjdelemek için, kullarına dosdoğru kitap indirmiştir. Kitabı yaşayarak anlatacak; âlemlere rahmet olan bir peygamber göndermiştir. “Andolsun ki, Rasulullah, sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” AHZAB 21 Allah’ın razı olacağı amelleri, ancak, bizlere rehber olarak seçilen peygamberde bulabiliriz. Bizi aydınlatabilecek bir güneş vardır; o da Allah’ın peygamberidir. Rasulullah sav davetinin ilk başında “Muhakkak ki ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” buyurmuştur. Davet sürecinde, vahyi önce kendisi uygulayarak ayaklı Kur’an olmaya çalışmış, Rabbimizin emirlerinibana uymaz, yapım müsait değil, bu zamanda bunlar yapılmaz’ dememiş, samimiyetle yapmıştır. Böylece insanlık Allah’ın emirlerinin yapılabileceğini görmüştür. Eğer onlar melek olsaydı, onlara melek peygamber’ gönderirdim diyen Rabbimiz, bize insan peygamber’ göndermiştir ki, onun yaptığını siz de örnek alarak yapın, yapabilirsiniz,’ demektir bu. O halde bu din tartışılsın, anlamı bilinmeden okunsun, hareketleri şuursuzca yapılsın, içeriği bilinmesin diye gönderilmedi. Allah bu dini, birey hayatını, aile hayatını düzenlesin, toplum hayatında uygulansın, insanların yolunu aydınlatsın diye indirdi. Rabbimizin, “Muhakkak ki sen güzel ahlak üzeresin” diye övdüğü peygamberi tanıyarak, Kur’an’ı yaşantımıza taşımalıyız. Bu gün, müslümanım diyen bizler, Kur’an’ın tanımladığı şekilde miyiz? Nasreddin hoca zamanında dış kapısı iki kemerli evler varmış. Bilinirmiş ki, bu evde fakirler doyurulur ve diş kirası, yani, bize hayır yapma fırsatı verdin’ diye para verilirmiş. Hoca bir gün bu evlerden birine gitmiş, yemek yemiş ama diş kirası verilmemiş. Hoca baltasını alıp, iki kemerin birini kırmaya kalkmış ve kendisini engellemeye çalışan ev halkına göründüğünüz gibi olun’ demiş. Müslümanım diyen bizler her işimizi tam yapmaya çalışmalıyız. İslam’ın bir bölümünü yapıp bir bölümünü yapmamak gibi Kur’an’ı parçalama hakkımız yoktur. Şahsiyetli müslüman olmamız için, ahlaki kuralların hepsine uymamız lazım. Bazı arkadaşların tesettürüne özen gösterirken, namaz kılmadığını görüyoruz. Bazı arkadaşların eşleriyle ilgilenirken, anne babalarını üzdüklerini görüyoruz. Kendimiz ilimle ilgilenirken, çocuklarımızı başıboş bırakıyoruz. Kendi akrabalarımıza hizmette kusur etmezken, eşimizin akrabalarını görmezden geliyoruz. Yani, bu durumda, Kur’an ve sünneti parçalayarak işimize ve nefsimize hoş geleni almış oluyoruz. Bu gün bizler, örnek şahsiyetler olarak, inşallah insanlara İslam’ın insanı nasıl güzelleştirdiğini, hayatı nasıl kolaylaştırdığını, kendi şahsımızda yaşayarak gösterip, yeniden ahlakı inşa etmeliyiz. Yani yeniden Kur’an’ı hayatımıza geçirmeliyiz. Şimdi, hep beraber Kur’an ahlakını tanımaya çalışalım; Kısaca başlıklarımız şunlar; *Müslümanın Rabbiyle olan ilişkisi *Müslümanın nefsiyle olan ilişkisi *Müslümanın ana-babasıyla olan ilişkisi *Müslümanın eşiyle olan ilişkisi *Müslümanın çocuklarıyla olan ilişkisi *Müslümanın akrabasıyla olan ilişkisi *Müslümanın komşusuyla olan ilişkisi *Müslümanın kardeşiyle ilişkisi *Müslümanın arkadaşıyla olan ilişkisi *Müslümanın toplumla olan ilişkisi MÜSLÜMANIN RABBİYLE OLAN İLİŞKİSİ İslam’ın müslümandan istediği ilk şey Allah’a hakkıyla iman etmesidir. Allah ve Rasulünün hükümlerine mutlaka teslimiyet ve tam bir itaat gerekir. Bu ikisi olmadan iman olmaz, İslam gerçekleşmez. İnsan kıymetlenmez. İnsanın kıymeti iman iledir. İman eden bizler Rabbimizin kaza ve kaderinden razı oluruz. Kaza ve kadere iman eden, dünyada meydana gelecek olaylara hiçbir şeyin engel olamayacağını, eğer Rabbimiz takdir etmişse muhakkak gerçekleşeceğini bilir, başına gelen bir sıkıntıdan dolayı imanda gevşeklik göstermez. “Müslümanın haline şaşarım. Onun her işi hayırdır. Sevinçli bir şey isabet ederse şükreder, onun için hayır olur. Şayet zarar isabet ederse sabreder, bu da onun için hayırdır.” Hz. Muhammed Müslüman tövbekârdır. Hatasını anladığı anda Rabbine tövbe eder. Kalbimiz Allah’ın zikriyle meşgul olursa, sevgisi korkusuyla yoğrulursa, kolay kolay gaflete düşmeyiz. Hata edersek şeytan gibi hatada ısrar değil, Âdem gibi tövbe ederiz. Müslümanın gayesi Allah’ı razı etmektir. Attığı her adımın, yaptığı her işin sonunda Rabbini razı etmeyi umar. “İnsanlar kızsa dahi Allah’ın rızasını arayan kimseyi, Allah insanların şerrinden korur. İnsanların rızasını Allah’ın gazabıyla arayan kimseyi de Allah insanlara terkeder.” Tirmizi Müslüman Allah’ın kendisine farz kıldığı ibadetleri, imanının gereği olarak eksiksiz yerine getirir. Namaz amellerin en üstünüdür. Çünkü o, kul ile Rabbi arasındaki kopmaz bir bağdır. İnsan namazda hayatın iş ve sıkıntısından sıyrılarak, bütün varlığıyla Allah’a yönelir. Rabbinden hidayet, yardım, güç ve kendisini doğru yolda sabit kılmasını ister. “Namazı kılın. Şüphesiz namaz kötülüklerden ve çirkinlikten alıkor.” Ankebut 45 Müslüman, gücü yettiğince namazı cemaatle kılar. Böylece, namazla, Rabbiyle olan bağı kuvvetlenirken, cemaatteki kardeşleriyle de sevgi ve muhabbeti kuvvetlenir. Müslüman, zekât vererek, Allah’ın kendisine verdiği malı, yine O’nun yolunda harcar. Namaz Allah ile kulu arasındaki ilişki, zekât toplumla kul arasındaki kopmaz ilişkidir. “Onların mallarından zekât al ki, bununla kendilerini günahlardan temizlemiş, mallarını ve hasenatlarını bereketlendirmiş olasın.” Tevbe 103 Müslüman, Ramazan orucunu itinayla tutmaya gayret eder. “Allah’ın, yalan sözü ve onunla ameli terk etmeyen kimsenin yeme ve içmesini terk etmesine ihtiyacı yoktur. Oruç, yeme ve içmeyi terk değil, ancak kötü söz ve benzeri şeylerden yüz çevirmedir. Biri sana sataşırsa ben oruçluyum’ de.” Hz. Muhammed Sağlığı ve maddi durumu el verdiğinde, Kâbe’yi hacceder. Müslüman hacda diğer müslüman kardeşleriyle buluşur. Hac; müslüman toplumların kaynaşması ve sabra da bir alıştırmadır. Farz kılınan ibadetler, kişiyi sağlam bir ahlakla yetiştirmek için tekrarlanan alıştırmalardır. Namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler, bizi arzu edilen iyiliğe ulaştıran, hatamızı temizleyen, değerimizi yükselten, ruhumuzu temizleyen basamaklardır. Müslüman, farzlardan sonra nafile ibadetlerle, Allah ile bağını kuvvetlendirmeye çalışır. Farzlarla tek makine dikişi ile kumaş dikilmiş, nafileler ile ise, ikinci dikiş dikilip, bağlar kuvvetlendirilmiştir. “Ben kendisini seveyim diye kulum nafilelerle bana yaklaşmaya devam eder. Onu sevdiğim zaman işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden bir şey isterse mutlaka onu veririm. Bana sığınırsa mutlaka onu korurum.” Buhari “Allah bir kulu sevdiği zaman, Cebrail’e Allah filanı seviyor, sen de sev’ diye emreder. Cebrail de o kulu sever. Sonra gök halkı olan meleklere; gerçekten Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz’ diye hitap eder. Göklerdekiler de o kimseyi severler, sonra da yeryüzündekilerin gönlünde, o kimseye karşı bir sevgi uyanır.” Müslim Müslümanın Rabbiyle iletişim kurmasının bir yolu da, Kur’an’ı çok okumasıdır. Kur’an’ın kendisine has atmosferine sığınır, hidayet rüzgârını koklar. Kur’an ayetlerinin kendine açtığı hayır yollarını görür. Kur’an’ı düşünerek, huşu içinde, belirli gün, ay ve gecelerle sınırlamayıp, her zaman okur. “Kur’an okuyan bir mü’min turunçgiller gibidir. Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min hurma gibidir. Kokusu yoktur, tadı güzeldir. Kur’an okuyan münafık, fesleğen gibidir. Kokusu hoş, fakat tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık, ebucehil karpuzu gibidir. Kokusu yoktur, tadı da acıdır.” Buhari- Müslim “Sizden biriniz Rabbi ile konuşmak isterse, Kur’an okusun.” İşte gerçek müslümanın Rabbiyle ilişkisi, kökleşmiş sadık bir iman, sürekli salih amel, daima O’nun rızasını gözetmek, O’na olan kulluğunu kuvvetlendirmek ve Allah’ın “Cin ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Ayetiyle çizdiği, hayattaki varlığının hedefini gerçekleştirmektir. MÜSLÜMANIN NEFSİYLE OLAN İLŞKİSİ Müslüman bedenine kıymet verip temizliğine dikkat eder. Günde beş vakit abdest alması, temizliğinin göstergesidir. Haftada bir banyo olmak sünnettendir. Spor yaparak bedenini, sağlığını korur. Yemesine, içmesine dikkat eder. “İnsanoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır.” Yediğinde; midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye ayırsın ve üçte birini boş bıraksın’ hadisini rehber edinir. Hz. Ömer şöyle demiştir; “içme hususunda karnınızı doldurmaktan sakının. Çünkü tokluk bedeni yıpratır, hastalığa sebep olur ve insanı namaza karşı tembelleştirir. İçmede orta yolu takip edin. Çünkü bu beden için daha faydalı ve israftan daha uzaktır. Şüphesiz Allah semiren şişmanı sevmez. İnsan arzusunu dinine tercih etmedikçe helak olmaz.” Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak yemeğin bereketindendir. Kim elinde et vs. kokusu olduğu halde uyursa ve bu vasıtayla kendisine bir hastalık isabet ederse, kendinden başkasını suçlamasın. Şuurlu müslüman ağız temizliğine dikkat eder. “Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim her namazda misvak kullanmalarını emrederdim” diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Ağız temizliğine özen göstermiyoruz. Hâlbuki bu İslam’ın özündendir. Allah Rasulü insanları rahatsız edecek kokularla, toplu halde bulunulan yerlere girilmesini yasaklamıştır. “Soğan sarımsak ve pırasa yiyenler mescidimize yaklaşmasınlar. Çünkü melekler de insanların rahatsız olduğu şeylerden rahatsız olurlar.” Acaba parfüm kullananlar, ter kokanlar ve sigara kokusuyla insanları rahatsız edenler, aynı zamanda melekleri de kaçırdıklarının farkındalar mı? Müslüman kıyafetiyle de lükse ve israfa kaçmaz. Temiz ve gittiği ortama uygun giyinir. Lüks kıyafetlerle başkasını özendirmez. Müslüman, bedenini temiz tuttuğu gibi aklını da temiz tutar ve aklını ilim ile muhafaza eder. İlim talep etmek her müslümana farzdır’ gereğince aklını boş şeylerle ziyan etmez, dinini öğrenmeye çalışır. Öğrenmeye devam ettikçe âlim kalırsın, terk ettiğinde cahil olursun. İki hadis-bir ayet bilmek ilim değildir. İmam Abdullah bin Mübarek’e; ne zamana kadar ilim talep edeceksin?’ denildi. O da şöyle cevap verdi ölünceye kadar. Kim bilir? Belki de faydalanacağım kelimeyi henüz yazmamış olabilirim.’ Bize, ilmi ancak ilahiyatta okuyanlar öğrenebilir ve siz de dini ancak onlardan öğrenebilirsiniz diye öğretildi. “İbadetin en faziletlisi dini öğrenmektir.” Bedenimizi, aklımızı koruduk. Peki, ruhumuzu nasıl koruruz? Çalışan bir kalbimiz, fısıldayan bir ruhumuz var. Müslüman ruhunu ibadetle parlatır. Kalaycıların bakırı parlattığı gibi, biz de Rabbimizi zikrederek, gece gündüz, bıkmadan yorulmadan, şeytanın vesveselerine aldırmadan ruhumuzu parlatırız. Rasulullah sav şöyle buyurdu İmanınızı yenileyiniz.’ Kendisine İmanı nasıl yenileriz?’ denildi. Buyurdu ki La ilahe illallah sözünü çokça söyleyin.’ Allah Rasulünün bize öğrettiği duaları öğrenmek ruhumuzu takviye eder. Sıkıntıda, sevinçte, eve girerken, çıkarken, bineğe binerken; bunlar bizim için birer rehberdir. Müslüman, ruhunun takviyesi, ruhunun sağlığı için iyi arkadaş edinir ve ilim meclislerine devam eder. Allah ile bağını sıkı tutan, ilim öğrenen, ilim meclislerine devam eden ve düştüğünde kendisini kaldıracak arkadaşlar edinen müslümanlar, çağımızın depresyon gibi ruhsal hastalıklarına yakalanmazlar. MÜSLÜMANIN ANNE-BABASIYLA İLİŞKİSİ Müslümanın her haliyle örnek olması gerektiğini daha önce belirtmiştik. Allah’a iman eden bizler, anne ve babamıza karşı davranışlarımızda da Rabbimizin emirlerini gözeterek örnek olmalıyız. Rabbimize iman ve kulluk mertebesinden sonra, ana-babaya iyi davranma mertebesi konulmuştur. “Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırlarsa, kendilerine öf’ bile deme, onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve Rabbim, küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi sen de onlara öyle rahmet et’ diyerek dua et.” İSRA 23–24 “Biz insana ana-babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı.” LOKMAN 14 Kim anne-babasına iyilik yaparsa, çocukları da ona iyilik yaparlar. Kim de anne-babasını üzerse daha dünyadayken cezasını çeker. İnsan anne ve babasına şefkat nazarıyla bakmalı, hizmetlerini kendi elleriyle yapmalı ve bu işi başkasına bırakmamalıdır. Bir kişi Rasulullah sav’e gelerek, malını aldığından dolayı babasını şikâyet etti. Onu çağırdığında, sopasına dayanarak yürüyebilen bir ihtiyar olduğunu gördü ve oğlunun kendisinden şikâyetçi olduğunu söyledi. Adam; Ya Rasulullah, ben güçlüyken o zayıftı. Ben zengin iken, o hiçbir şeyi olmayan yoksul idi. Ben ondan hiçbir şeyimi esirgemedim. Şimdi ise ben fakirim, o zengin. Ben zayıfım, o güçlü. Bana karşı cimrilik yapıyor, malımı vermiyor’ dedi. Efendimiz ağladı. Bu sözü işitince ağlamayacak canlı ve cansız hiçbir şey yoktur’ buyurarak şikâyetçi gence döndü; sen ve malın, babana aitsiniz’ buyurdu. Hamileliği yaşayan kardeşlerimiz bilir. Sıkıntılı günler –hele aşermesi olanlar için- ne kadar zordur. Ardından sancılı bir doğum, uykusuz geceler, çocukluk, gençlik, evlilik, güzel ve zor uğraşılar, bütün bunların sonunda evladın sana bakmaması, horlaması, evinde barındıracak yer bulamaması… Ben çocukları banyo yaptırıp giydirirken hep düşünmüşümdür; küçük oğlum on yaşında… On yıldır banyo yapıp giydiriyorum, tırnağını kesiyorum, acaba oğlum bunu bana on ay yapabilecek mi? Abdullah bin Mesud ra, Rasulullah sav’e; hangi amel Allah’a daha sevimlidir? Diye sordum. Vaktinde kılınan namaz.’ Sonra hangisi? Dedim. Ana-babaya iyi davranmak.’ Diyordu. Sonra hangisi dedim. Allah yolunda cihad.’ Buyurdu. İyilik yapmaya önce anneden başlanır. Bir adam Said bin Müseyyib’e sorarak dedi ki; Ana-babaya iyilik ayetinin hepsini anladım, onlara tatlı söz söyle’ kısmını anlayamadım. Said şöyle cevap verdi Yani köle efendisine nasıl hitap ederse sen de onlara öyle hitap et.’ İbni Şirin ra annesine saygısından, ona karşı hep hataymış gibi zayıf bir sesle konuşurdu. Ebu Bekir Nufeyb Haris’ten şöyle dediği rivayet edilmiştir; Rasulullah sav Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Evet ya Rasulallah’ dedik. Buyurdu ki Allah’a şirk koşmak ve ana-babaya asi olmaktır.’ Sahabeden biri Hz. Peygamber sav’e; ana-baba hakkı nedir diye sorulunca, Rasulullah sav O senin cennet veya cehennemindir’ buyurmuştur. Ana-babanın rızası Allah’ın rızasına sebeptir. Vere oğlu Kab ra, Hz. Peygamber sav’in şöyle buyurduğunu söyledi Rasulullah bizden minbere yakın oturmamızı isteyince, minberin tam önüne topluca oturduk. Bir basamak çıktı âmin’ dedi. Bir basamak çıktı yine âmin’ dedi. Minberden indiğinde, ey Allah’ın Rasulü, bu gün biz sizden daha önce işitmediğimiz yeni bir şey işittik’ dedik. Bunun üzerine buyurdu ki “Minberdeyken Cebrail geldi, bana birinci basamakta iken, ramazana erişip de bağışlanmayana lanet olsun’ dedi. Ben de âmin dedim. İkinci basamağa çıktığımda, yanında senin adın söylendiği halde sana salât ve selam getirmeyene lanet olsun’ dedi. Ben de âmin dedim. Sonra üçüncü basamağa çıktığımda, ana-babasının yaşlılığına erişip de veya bir tekinin ihtiyarlığını görüp de cenneti kazanamayan kişiye lanet olsun’ dedi. Ben de âmin dedim. Anne-babamız müslüman olmasalar da, dünyalık işlerde onların gönüllerini hoş etmeli, onlara iyi davranmalıyız. “Ana-baban seni körü körüne bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlarla güzel geçin.” LOKMAN 15 Anne-babası müslüman olduğu halde, onlarla görüşmeyen, hak hatırını sormayanlar, hala Müslümanlıkta iyi olduklarını söyleyebilirler mi? Günden güne huzur evlerinin çoğaldığı, ana-babaların sokaklara terk edildiği, eşi için, işi için, çocuğu için terk edenler, hala Rabbimizin kendilerinden razı olacağı iddiasını sürdürebilirler mi? Ne diyordu Allah Rasulü sav “Allah’ın rızası ana-babanın rızasından geçer.” Şartlar ne olursa olsun, önümüze ne kadar adet yığılırsa yığılsın, Rabbimizin bizden razı olmasının şartının, anne-babanın rızasından geçtiğini unutmamalıyız. Her hangi bir gafletten dolayı, kusuru, hatası olanlar, anne-babasını kaybetmişlerse, bir hadisi şerifte Rasulullah sav şöyle buyurmuştur “Ana-babanın memnuniyetini elde edemeden, onları kaybedenler, onların arkasından, mağfireti için Allah’a dua ederler, onlara hayırda bulunurlarsa, itaatkâr evlat arasında sayılırlar.” Tabi ki iman ederek ölen anne-baba için. Rabbimiz bize, ana-babamızın rızasını almayı nasib etsin. MÜSLÜMANIN EŞİYLE OLAN İLİŞKİSİ “Hiç şüphesiz kadının yanında beyinin ayrı bir yeri vardır.” Evlilik, dünya ve ahiret saadetini temin etmek için kurulur. Aile yuvasının huzur ve saadetini gerçekleştirmek için, erkeğe hâkimiyet görevini veren Rabbimiz, kadına da kocasına itaat etme görevini vermiştir. “İyi kadınlar, itaatkâr olanlardır. Allah kendi haklarını nasıl korumuşsa, onlar da öylece, kocalarının haklarını koruyanlardır.” NİSA 34 “Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.” İBNİ MACE-TİRMİZİ Demek ki kadının ilk görevi, kocasına itaattir. “Ben, evinden eteklerini sürüye sürüye çıkıp, kocasından yakınan kadınlara öfkelenirim.” Hz. Muhammed Biz hanımların en çok yaptığı davranışlardan biri de, eşini gelene geçene şikâyet etmektir. Oysaki onların iyiliklerini ne çabuk unuttuk! Eğer ki, eşimizden yana bir sıkıntımız varsa, fikir alacağımız, akıl danışacağımız birine söyleyebiliriz. Yoksa olur olmaz yerlerde eşlerimizden yakınmayalım, bunu ahlakımıza yerleştirelim. Hele ki bu davranış, Allah Rasulü’nün öfkesine sebep oluyorsa, biz niye yapalım? “Erkek hanımına, hanım da beyine sevgiyle baktıklarında, Cenab-ı Hak da onlara rahmet nazarıyla bakar. Şayet erkek hanımının ellerini ellerine alırsa, her ikisinin de günahları parmaklarının arasından dökülür.” Hz. Muhammed Allah’ın bize rahmet nazarından bakmasını sağlamak hiç de zor değilmiş. “Kadınların en hayırlısı, bakınca kocasının yüzüne gülen, emrettiğinde itaat eden, kocasının namus ve malında, onun razı gelmeyeceği hareketleri yapmayandır.” Hz. Muhammed “Allah’tan korkmaları şartıyla, kadınların en hayırlısı, çok çocuk doğuran, kocasına karşı kendisini sevdiren, onunla hoş geçinen ve onunla uyum içerisinde olan kadındır. Kadınların en şerlisi de, açılıp-saçılan, böbürlenenlerdir. Onlar münafıklık sıfatı taşımaktadırlar. Cennete ancak onların pek azı girecektir.” Hz. Muhammed “Siz kadınların, evinizde işlerinizi yaparken çektiğiniz sıkıntı, inşallah, Allah yolunda cihad edenlerin cihadına denk olur.” Hz. Muhammed İbni Abbas’ın rivayetine göre bir kadın, Nebi sav’e gelerek; Ya Rasulallah, ben kadınların temsilcisi olarak sana geldim. Cihad erkeklere farz kılındı; yara alırlarsa, ecir alırlar. Şayet öldürülürlerse Rableri katında diri olup, rızıklandırılırlar. Biz kadınlar topluluğu ise onlara hizmet ediyor, onların haklarını korumaya çalışıyoruz. Bize bu cihattan sevap yok mu?’ dedi. Rasulullah sav “Karşılaştığın kadınlara tebliğ et; kocaya itaat, onun hakkını kabullenmek, cihada denktir. Ancak kadınlardan çok azı bunu yapar.” “Kocana hizmetin sadakadır.” Hz. Muhammed Buhari ve Müslim’in rivayetine göre, Hz. Fatıma elindeki bir değirmenle Nebi sav’e gelerek bir şikâyette bulundu ve bir hizmetçi istedi. Bunun üzerine Rasulullah sav “Sizi istediğinizden daha hayırlı bir şeye sevk edeyim. Yatağınıza girdiğiniz zaman, otuz üç defa Subhanallah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz üç defa Allahuekber deyin. Bu sizin için hizmetçiden daha iyidir.” Erkek dışarıda çalışıp ailesine bakmakla, geçindirmekle yükümlüdür. Kadın da ev işlerini düzenlemede, çocukları terbiye etmede, evde rahat yaşayabilmenin sebeplerini kolaylaştırmada, evde huzuru sağlamakla görevlidir. Hanımlar eşlerinden güç yetiremeyecekleri şeyleri istememelidirler. Allah’ın emir ve yasaklarına ters düşmeyecek şekilde, kocasının her türlü emir ve yasakların a uyup, saygı ve hürmet belirtisi olarak, adıyla seslenmeyip, Ali Bey, bizim bey, efendi gibi hitaplarla hitap etmeli, başkalarının yanında küçük düşürecek hareket ve sözlerden kaçınmalıdır. Boşanmak isteyen birisine Hz. Ömer; yazıklar olsun sana, evler sevgiden başka bir şeyin üstüne mi kurulur. İdare etmek ve utanmak yok mu?’ der. Eşlerimiz bizim müslüman kardeşimizdir. Eşimiz bizim akrabamızdır, çünkü çocuklarımızın babasıdır. Eşimiz bizim yastık komşumuzdur. Eşimiz bizim dava arkadaşımızdır. Bunlar göze alındığında, hedefimiz birbirimizi incitmeden, cennet yolculuğunu beraber tamamlamak olmalıdır. Evet, hanımının yanında beyinin yeri başkadır… MÜSLÜMANIN ÇOCUĞUYLA İLİŞKİSİ Efendimizin dilinde çocuk, cennet kokuları; Efendimizin gözünde çocuk, cennetten sarkan güllerdi; Efendimizin gözünde çocukları öpmek, cennetin kokusunu dünyada duymaktı… Enes Rasulullah sav’den çocuklara karşı daha merhametli birini görmedim. Çocuklara vereceğimiz en büyük miras sevgimizdir. Sevgisiz çocuk, susuz güle benzer. Çocukların sağlıklı bir ruhi yapıya sahip olmaları için anne ve babanın çocuğa sevildiğini hissettirmesi lazım. Allah’ın kendisine çocuk sevgisini takdir ettiği kimse, farzlarını yerine getirirse, cehennemden uzak kalır, buyuruyor Allah Rasulü sav. Çocuklarımıza karşı, gerçi herkese karşı dilimiz güzel kullanmalıyız. Allah Rasulü kötü söz kullanmadı. Kötü söz söylenmesi, küçücük kalpleri yaralardı. Kelimeler çocukları inşa eden tuğlalardır. Ashabtan biri anlatıyor Hayvanın ayağı kaydı, kör şeytan dedim. Ardından Rasulullah sav şöyle dedi O büyür deve kadar olur.’ Kelimeler suya atılan taş gibidir, dalga dalga büyür. Kötü söz ve davranışlar çocukların yüreğini karartır. Çocuklarımız bize Rabbimizin emanetleridirler. Emanete hıyanet etmemek için, onları cennet gülleri olarak yetiştirmeliyiz. Çocuklarımız bizi görerek taklit ederler. Kamera gibi beyinlerine çekerler. Komşu geldiğinde annem evde yok’ dedirtmek, yalana alıştırmaktır. Topunu kimseye verme’ demek paylaşma duygusunu budamaktır. Çocuklarımızın temizliğine, gezmesine, sağlığına dikkat ettiğimiz kadar eğitimine de özen göstermeliyiz. Eğitim dedikse, o dershaneden bu dershaneye koşturmak değil, Allah’ın rızasınca yetiştirmektir. “Ey inananlar! Kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyun.” TAHRİM 6 Hastalandıklarında üzerlerine titrediğimiz yavrularımızı nasıl cehennem ateşine terkederiz. “Bir kimse çocuklarını cehennemin ebedi ateşinde yanmasına terk ediyorsa, güneşin sıcağından korumasında hiçbir hikmet yoktur.” Buyurmuştur peygamberimiz sav… Eğitim konusunda gevşek davranırsak, gözümüzün aydınlığı olan yavrularımız bizim için bela, yorgunluk, sıkıntı olurlar. Hızır kıssasını hatırlayalım. Hızır küçük bir çocuğu öldürüp de, Musa neden, haksız yere küçük bir çocuğu öldürdün?’ diye sorması üzerine, Hızır onun anne ve babası mü’min kimselerdir. Çocuğun onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.’der. İslam ahlakıyla yetişmeyen her çocuk, anne babası için bir sıkıntıdır. Çocuklara karşı adil davranmak da ahlaki görevlerimizdendir. Kardeşleri ile kendi arasında ayrım yapılmadığını görenin maneviyatı düzgün olur, kardeşine kin tutmaz, onları çekememezlik yapmaz, sevgi, cömertlik ve şefkat duygusuyla yetişir. “Allah’tan korkun. Çocuklar arasında adaletle davranın.” Küçük Hasan Allah Rasulü sav’den su istedi. O sırada Hüseyin de istedi. Allah Rasulü sav suyu önce Hasan’a verdi. Hz. Fatıma; babacığım, Hasan’ı daha çok mu seviyorsunuz?’ diye sorunca, Allah Rasulü sav; hayır, önce o istediği için verdim’ buyurdu. Öpme konusunda bile adaletli davranmamızı isteyen bir peygamberimiz varken, mal konusunda, Allah’ın kanununa göre paylaştırmayıp, evlatlar arasında ayırım yapanlara ne diyebiliriz? Dr. Rene Spitiz, bir araştırmasında, biri annelerince bakılıp büyütülen çocuklardan, diğeri ise üç yaşından sonra bakıcıya verilen çocuklardan oluşmak üzere iki ayrı grup kurar. Başlangıç aşamasında her çocuğun sosyal ilişkileri, zekâ seviyesi, hatırlama gücü, algılama seviyesi ve el becerisi ölçülerek, Gelişim Değeri GD belirlenir. Annelerince büyütülen çocukların GD Gelişme Değerlerinde ilk iki yıl içerisinde ılımlı bir artış görülürken, bakıcılarca büyütülen çocukların Gelişim Değeri başlangıçta 124’ten, ilk yılın sonunda 72’ye, ikinci yılın sonunda da 45’e düşer. Konuşma, yürüme ve beslenme kabiliyetlerini kazanmada geri kalan bu çocukların yüzde otuz yedisi beş yaşına gelmeden ölür. Anne sevgisi ve bakımıyla büyüyen çocuklar arasında ise böylesi üzücü bir olaya rastlanmaz. Anneleri küçükken çocuklarına vakit ayırmayıp, yuvalara verirse, çocukların da büyüyünce annelerini huzur evlerine bırakmaları kaçınılmazdır. MÜSLÜMANIN AKRABASIYLA OLAN İLİŞKİSİ Müslüman her yönden örnek şahsiyettir dedik ya, Rabbi ile bağını kuvvetli tuttuktan sonra, ana-babaya, eşe, çocuklarına gereken itinayı gösterir. Bu arada akrabalarını unutmaz. “Rızkının genişlemesini, ömrünün uzamasını isteyen, akrabasına iyilik etsin.” BUHARİ –MÜSLİM Öyleyse akrabaya iyilik, insanın malını artıracak, ömrünü uzatacaktır. Bunun tersi ise, akrabalık bağını koparan cennete giremez’ hadisinin muhatabı olacaktır. Bu yüzden büyük sahabe Abdullah bin Mesud, meclisinde akrabalık bağlarını koparmış bir insanın bulunmasına razı olmazdı. Çünkü o kişi mecliste edilen duanın kabul olmasına engel olacaktır. “İnsanoğlunun amelleri her Perşembe akşamı yani Cuma gecesi, Allah’a arz edilir. Akraba bağlarını koparmış olanın ameli kabul edilmez.” Akrabalardan kötülük gördüğü halde onlara iyilik yapmak, ahlakların en yücesidir. Akrabaların kendisine uzak durmasına rağmen sabreden kimseye Rabbimiz yardımcı verir. O yardımcı, akrabalarına karşı, o şahsın kalbini sabır ile doldurur. Onun yüce ahlakında sabit kalmasını sağlar. Fakire verilen sadaka, bir sadakadır. Akrabaya verilen ise; sadaka ve akrabaya iyiliktir. “Akrabaya selam ile de olsa iyilik ediniz” buyuruyor Allah Rasulü sav. MÜSLÜMANIN KOMŞUSUYLA OLAN İLİŞKİSİ “Allah’a ve ahiret gününe iman eden, komşusuna ihsanda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden, misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden, ya hayır söylesin, ya sussun.” Hz. Muhammed Rasulullah sav komşuya verilen değeri, Allah’a ve ahiret gününe iman etmenin alameti ve göstergesi saymıştır. Rasulullah sav; “Vallahi iman etmiş olmaz” dedi ve üç defa tekrarladı. Kim ya Rasulallah?’ denildi. Buyurdu ki; “Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimse.” Komşularımız bizim elimizden, dilimizden eminler mi? Falan komşu gerçekten iyi bir müslüman, demek ki İslam bu imiş, dedirtebildik mi? Yoksa camdan halı sarkıtıp, tepesinde hoplayıp, yüksek seslerle bir şeyler dinleyip rahatsız mı ediyoruz? Şehir hayatında komşuluk, paylaşmaktan ziyade, birbirine sıkıntı vermek olarak yerleşti. Sahabeler dediler ki Filan kadın geceyi ihya ediyor. Gündüz oruç tutuyor, amel işliyor, sadaka veriyor, fakat komşusuna diliyle eziyet ediyor. Rasulullah sav şöyle buyurdu “Onda hayır yoktur, o cehennem ehlindendir.” Filan kadın ancak farz namazlarını kılıyor, değersiz şeyler tasadduk ediyor, fakat kimseye eziyet etmiyor’ dediler. Buyurdu ki “O, cennet ehlindendir.” Dünyalık şeyler yüzünden komşusuna eziyet eden bizlere güzel bir örnek… Sen komşumu bilmiyorsun, ne kadar kötü o!’ diyenlere; “Sen onların yaptığı kötülüğü en güzel şeyle sav. Kötülüğe iyilikle karşılık ver.” MÜ’MİNUN 96 Hatalı birini affetmek, yalnızca iyiliktir. Ancak ona şefkat ve iyilikle davranmak, iyiliğin en üst derecesidir. Komşuluk ilişkilerinin öldüğü, yok olduğu günümüzde, bu ahlaki boşluğun sebebi yine İslam’ı yaşamamaktan kaynaklanmaktadır. Komşu komşudan habersiz, hani diyoruz ya, ölsek de kimsenin haberi yok. Oysa yakın komşu, uzak akrabadan iyidir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir,” diyor peygamberimiz. Bırakın açlığını tokluğunu, yanımızda kim oturuyor onu bile bilmiyoruz. Allah Rasulü sav buyuruyor ki “Cebrail bana, komşuyu o kadar anlattı ki, neredeyse mirasçı kılacak zannettim.” Miras akrabaya düşer. Demek ki komşularımıza, akrabalarımıza davrandığımız gibi iyilikle muamele edeceğiz. Komşularımızdan en ufak bir yardımı bile esirgemeyeceğiz. Her gün namazlarımızda okuduğumuz maun suresi bize bunu öğretiyor. “Onlar gösteriş için ibadet yaparlar, en ufak bir yardımı esirgerler. Hala böyleyken, müslüman olduklarını söylerler.” MAUN SURESİ Hangi komşuya daha önce iyilik yapalım?’ sorusuna, “Kapısı sana daha yakın olana.” Diyor rehberimiz. Komşumuz iman etse de etmese de komşu hakkı vardır. “Ey Ebu Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy, komşularını gözet. Komşu komşuya, küçük bir şeyle yardım etse, onu horlamasın.”Hz. Muhammed “Tencerenin kokusuyla komşuna eziyet etme.” Hz. Muhammed Belki yemek kokularına engel olamayız, peki ya ortalıkta mangal yakmaya ne demeli? “Allah’ım! Devamlı kötü komşunun şerrinden sana sığınırım.” Hz. Muhammed Komşuluk ahlakını anlatmışken, kapı çalma ahlakına da deyinelim. Zil üç defa çalınır. Birinci çalıştan sonra beklenir, ikinci defa da beklenir, üçüncü defa da biraz daha beklenir, kapı açılmazsa, ısrar edilmeden geri dönülür. Zil çaldıktan sonra, içeriden Kim o?’ diye sorulursa, ben şu’ diyerek ismimizi söylemeliyiz. Kapı açılırken, evin içerisini göremeyeceğimiz bir şekilde yan tarafta durmamız gerekir. İçeriye göz attıktan sonra, izin istemenin ne anlamı var diyor Allah’ın Rasulü sav ve “Bir kimse, izin olmaksızın, birinin evinin içine bakarsa, o kimsenin gözünü çıkarmak onlara helal olur.” sözüyle de bizi ikaz ediyor. Kapıyı evin küçük çocuğu açarsa, eve girin denildiğinde girilmez. Annesi veya bir büyüğü çağırtılır, ancak o izin verirse girilir. Çocuk evin durumundan haberdar olmayabilir. Eve girerken selam verilir, girdikten sonra da evin sağına soluna bakılmaz. Ev sahibini çok rahatsız etmeden kalkılır. MÜSLÜMANIN ARKADAŞIYLA OLAN İLİŞKİSİ Aklımızın ve ruhumuzun gelişiminde, arkadaşlığın önemi çok büyüktür. “Kişi arkadaşının dini üzeredir.” Hz. Muhammed Onun için kimi arkadaş edineceğimize dikkat edelim. Huy, başkasının huyundan etkilenir. İnsan, arkadaşının takip ettiği yola çok erken koyulur. Bulaşıcı hastalığın bulaşması gibi güzel ve kötü ahlak da hemen bulaşır. Çoğu kez, sigara tiryakiliği, sigara içmeyene hemen bulaşır. İçenin içmeyene bakıp bırakması nadirdir. “İyi arkadaşın durumu, misk satan birinin durumu gibidir. Sana miskinden bir şey isabet etmese de, hiç olmazsa kokusu isabet eder. Kötü arkadaşın durumu da, körükçü yanında duranın hali gibidir. Sana ateşin kıvılcımı dokunmasa da, dumanı isabet eder.” Hz. Muhammed Kısa bir arkadaşlığın durumu bu ise, gece gündüz oturup kalktığımız arkadaşımız, kim bilir, bizi nasıl etkiler? Mü’minden başkasıyla arkadaş olma diyor Allah’ın Rasulü. Kardeş, mecburi arkadaştır, arkadaş, seçilmiş kardeştir. MÜSLÜMANIN KARDEŞLERİYLE OLAN İLİŞKİSİ Mü’minler bir ağacın dalları gibi, aynı gövdeye bağlıdırlar. Rabbimiz; “Ey insanlar, sizi bir erkek ve dişiden yarattık” diyerek eşitliğimizi gösterir. Hiç kimsenin hiç kimseye doğuştan gelen üstünlüğü yoktur. Nasıl ki bir anne çocukları arasında ayırım yapmaz, insanların rengi, dili, ırkı ne olursa olsun, birbirine üstünlük sağlamaz. “Ey insanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir. Arabın Arap olmayana, beyazın siyah olana üstünlüğü yoktur. Takva dışında hiçbir üstünlük yoktur. Hepiniz Âdemdensiniz. Âdem ise topraktandır. Allah katında en üstününüz, Allah’tan en çok korkanınızdır.” Hz. Muhammed Müslümanı müslümana bağlayan iman bağıdır. Ancak mü’minler kardeştir. İman bağı, kan bağından da ileridir. Bu sevgiye, kardeşliğe, Allah için birbirimizi sevmek denilmiştir. Rabbimiz buyurdu ki “Benim için birbirlerini sevenlere, peygamber ve şehidlerin gıpta edeceği, nurdan minberler vardır.” Hz. Muhammed Birbirini seven iki kişinin en üstünü, arkadaşını en çok sevendir. Birbirimizi seviyor mu, sevmiyor muyuz, haberdar değiliz. Sahabeden biri Ya Rasulallah, ben şu adamı seviyorum’ dedi. Rasulullah sav “ona bildirdin mi?” dedi. Adam hayır’ dedi. Nebi sav “ona bildir” buyurdu. Adam da kalkıp ona yetişti. Ben seni Allah için seviyorum’ dedi. Adam da Uğrunda beni sevdiğin Allah da seni sevsin’ diye dua etti. Biz sadece Allah için seversek Allah da bizi sever. Dünya meşguliyetleri ve büyük yorgunluklar, yağmurun yere indiği gibi insanlara yağar. İnsan böyle şiddetli durumlara karşı, uzun zaman yalnız dayanamaz. Kardeşiyle daha dayanıklıdır. Yalnız başına az, kardeşiyle çok sayılır. “Kim bir müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun kıyamet günü bir ihtiyacını giderir. Kim bir kardeşinin sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da kıyamet gününde onun kusurunu örter.” Hz. Muhammed Kurtubi’nin rivayet ettiğine göre, Adevi der ki Yermuk günü, savaşa katılan amcamın oğlunu aramak üzere çıktım. Yanımda biraz da su vardı. Kendi kendime dedim ki, eğer yaşıyorsa ona su veririm. Nihayet amcamın oğlunu bulabildim. Ona dedim ki sana su vereyim mi?’ başıyla işaret ederek evet dedi. Tam su vermek üzereyken, bir adamın, ah ah diye inlediğini duyduk. Amcamın oğlu bana işaret ederek, suyu o adama götürmemi istedi. Baktım ki, o adam, Hişam bin As. Ona dedim ki sana su vereyim mi?’İşaret ederek evet dedi. O da başka birisinin iniltisini duydu. Suyu ona götürmem için bana işaret etti. Suyu o adama götürdüğümde, onun vefat ettiğini gördüm. Hişam’a döndüm, baktım ki, o da vefat etmiş. Amcamın oğluna döndüm baktım ki, o da vefat etmiş.’ Günlerin eskitemediği, gerçek kardeşliğin göstergesi olarak, bu olay bize bir örnektir. Müslüman müslümanın aynasıdır. Onda güzellik gördüğünde sevinir. Hatasını gördüğünde, sakin yerde nasihat eder. Çünkü nasihat, mü’minlere fayda verir. Müslüman, kardeşiyle üç günden fazla küs durmaz. Dargınlık müddeti uzadıkça, günahta ikisi de ortak olurlar. Kardeşini bir sene terk eden, onu öldürmüş gibidir. Müslüman kardeşimizle hediyeleşmek de, kalpteki vesveseleri siler. İmam Şafi; kardeşine gizlice vaaz eden, ona nasihat etmiş olur. Ona açıktan nasihat eden, kardeşinin ayıbın ortaya çıkarır, onu lekeler’ demiştir. Müslüman kişinin kardeşine arkadan yaptığı dua makbuldür. Başucunda duran görevli bir melek vardır. Kardeşi için, her ne dua ederse, âmin, sana da aynısı’ der. Allahu Teala’da; ey kulum, istediğini vermeye seninle başlayacağım’ buyurur. Haşr meydanında insanlar çaresizliklerin içerisinde, bir kurtarıcı ararken, Rabbimizin mesajı duyulur; sırf benim rızam için birbirlerini sevenler neredeler? Gölgemden başka gölgenin bulunmadığı bu günde, onları gölgelendireceğim.’ Bizler buradayız, Ya Rabbi. Biz birbirimizi senin için sevdik diyenlerden olalım, inşallah… MÜSLÜMANIN TOPLUMLA OLAN İLŞKİSİ Müslüman sosyal bir insan olmak zorundadır. Çünkü o, bir davetçidir. Davet ile yükümlü olan biz müslümanların diğer insanlarla ilişki kurması, onlarla kaynaşması, onlarla güzel davranışlarda bulunması kaçınılmazdır. “İnsanlara karışıp, onların ezalarına sabredenler, insanlara karışmayıp, ezalarına sabretmeyenlerden daha hayırlıdır.” Hz. Muhammed Müslüman her yönüyle toplumda örnek olmalıdır. KONUŞMA AHLAKI Rabbimizin bize verdiği en büyük nimetlerden biri konuşmaktır. Bu nimet yeryüzünde sadece insana verilmiştir. Nimetin büyüklüğü karşısında, şükrü de büyüktür. “Ya hayır söyle ya sus. Sen çoğu zaman susmayı tercih et. Bu sana dininde yardımcı olup, şeytanı kovar.” Hz. Muhammed Dil şeytanın elinde bir iptir. Onunla sahibini istediği yöne çevirir. Konuşurken dilimizi güzelliğe alıştırmalıyız. Malik ra Yahya bin Sad ra’dan, şunu rivayet eder İsa as yolda duran bir domuza, Allah rahatlık versin dedi. Yanındakiler, sen bir domuza mı söylüyorsun dediler. İsa as ben dilimi kötü söylememeye alıştırıyorum.’ Rasulullah sav ashabı arasında otururken bir adam, Ebu Bekir ra’ya sataştı. Ebu Bekir ra buna ses çıkarmadı. Üçüncü defa onu rahatsız edince, Ebu Bekir ra karşılık verdi. Bunun üzerine Rasulullah sav orayı terk etti. Ebu Bekir ra Ey Allah’ın Rasulü, yoksa bende hoş olmayan bir hareket mi gördünüz?’ Rasulullah sav Hayır, öyle bir şey olmadı, ancak o adam, sana eziyet verince, gökten bir melek inip ona cevap veriyordu. Sen müdahale edince, melek gitti, yerine şeytan geldi. Şeytanın bulunduğu yerde durmak bana yakışmaz’ buyurdu. Bizden önceki ümmetleri boş tartışmalar yok etmiştir. Kişiye kötülük olarak tartışmacı olması yeter. İmam Malik; ilimdeki münakaşa ve münazara, insanın kalbinden ilim nurunu alır, demiştir. “Tartışmayın, çünkü putlara tapmaktan sonra, Rabbimin beni nehy ettiği ilk şey, tartışmadır.” Hz. Muhammed MÜSLÜMANIN HAYÂSI UTANMASI Hayâ, müslümanı başkasından ayıran en büyük özelliktir. Her dinin kendine mahsus bir ahlakı vardır. İslamın ahlakı da hayâdır. Hayâ ile iman birbirini tamamlar. Biri gidince diğeri de gider. Allah bir kulunu helak etmek isterse, ondan hayâsını alır. İnsandan utanma kalkınca, yaptığının hesabından korkmaz. Kimsenin kınamasından korkmaz. Kimsenin kınamasından utanmaz. İnsanlara kötülük yapmaktan çekinmez. Hayâ imandandır. İman ise sahibini cennete götürür. Arsızlık kabalıktan sayılır, kabalık sahibiyle cehennemdedir. İnsanın titremesi, bazı durumlar karşısında yüzünün kızarması, yüce bir meziyet, şerefli bir yaratılışa işarettir. Hayâ bir adam biçiminde olsaydı, gerçekten iyi bir adam olurdu. Arsızlıkta, adam biçiminde olsaydı, şüphesiz kötü bir adam olurdu. Sokaklarımızdaki yavrularımızın bu yarı çıplak hali, hayâlarını yitirmiş olmalarındandır. Büyüklerine saygısızca davrananlardan da hayâ alınmıştır. Ve televizyon programlarına, hiç rahatsız olmadan bakan gözlerimizin hayâsından şüphe etmemiz gerekmez mi? Televizyonun yavaş yavaş, utanma duygumuzu yok ettiğine şahit olmuyor muyuz? Allah bir kulu helak etmek isterse, ondan hayâsını alır. MÜSLÜMAN GIYBET ETMEZ Rasulullah sav “Gıybet nedir bilir misiniz?” buyurdu. Sahabeler Allah ve Rasulü daha iyi bilir’ dediler. “Din kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır” buyurdu. Kardeşimde söylediğim ayıp varsa, ne dersiniz?’ diye sorulması üzerine; “Eğer söylediğin onda varsa gıybet olur, yoksa iftira etmiş olursun” buyurdu Rasulullah sav. Kardeşimizin bir ayıbını gördüğümüzde, onu yaymamalı, insanların yanında onu anmamalıyız. “Kimse kimseyi çekiştirmesin. Hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksindiniz. Allah’tan sakının. Allah tövbeleri kabul edendir, acıyandır.” HUCURAT 13 “Kişinin Müslümanlığının güzelliği, kendini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesidir.” Hz. Muhammed Kardeşimizin bir sıkıntısı varsa, bizimle paylaşmak istiyorsa, bize söyler. Araştırmanın, başkalarına sormanın İslam ahlakıyla alakası yoktur. Kardeşimizi üzgün gördüğümüzde, ne oldu, canın niye sıkıldı diye sorabiliriz. Söylemiyorsa, ısrar etmenin anlamı yoktur. MÜSLÜMAN KÜFÜR VE KÖTÜ SÖZDEN KAÇINIR Kızgınlığı anında müslüman bu ahlaka sarılırsa, dilinden küfür ve kötü söz çıkmaz. Rasulullah sav buyurdu ki “Müflis kime denir, biliyor musunuz?” Sahabe Bize göre müflis, para ve malı olmayandır’ dediler. Bunun üzerine Rasulullah sav şöyle buyurdu “Ümmetimden müflis olan, kıyamet günü, namaz, oruç ve zekâtıyla gelir. Buna küfretmiş, şuna iftirada bulunmuş, ötekinin malını yemiş, berikinin kanını dökmüş olarak gelip, sevaplarından, buna şuna veren kimsedir. Üzerindeki haklar bitmeden, sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları alınıp ona yüklenilir, sonra da ateşe atılır.” MÜSLÜMAN AFFEDİCİ VE BAĞIŞLAYICIDIR Kim affeder ve bağışlarsa, onun ecri Allah’a aittir. Allah Rasulü sav’in, kendisini taşlarıyla kan revan içerisinde bırakan Taiflileri, doğduğu yurdu; Mekkesinden sürenleri affetmesi örnekliği, hafızalarımıza kazınmışken, bizlerin en ufak bir hatayı affedemememizi hangi ahlaki özellikle açıklayabiliriz? Gelini dünyalık bir hata yapmıştır, kaynana affetmez. Eşimiz bir kusur işlemiştir, biz affetmeyi bilmeyiz… Allah öfkelerini yenenleri, insanların kusurlarını affedenleri, iyilik yapanları sever. MÜSLÜMAN İNSANLARA YUMUŞAKTIR Yumuşaklık bulunduğu her şeyi süsler. Allah Teala, Musa as’ı, kendisini ilah olarak ilan eden Firavun’a gönderirken bile “ona yumuşak söz söyleyin. Belki o aklını başına alır veya korkar.” TAHA 44 buyurmuştur. “Ey Aişe, Allah bir ev halkına hayır murat ederse, onlara yumuşaklığı gösterir.” Hz. Muhammed MÜSLÜMAN MERHAMETLİDİR Sadece kendi ailesine, arkadaşına merhamet, merhamet değildir. Asıl merhamet, bütün insanlara, herkese acımaktır. Sen yeryüzündekilere merhamet et ki, gökteki de sana rahmet eylesin. Sahabe Ya Rasulallah, hayvanlara yaptığımız iyiliklerde bize ecir var mı?’ diye sordu. Rasulullah sav buyurdu ki “Her canlı için ecir vardır.” MÜSLÜMAN DOĞRU SÖZLÜDÜR Allah Rasulü sav daha İslam gelmeden önce, El-Emin’ yani dosdoğru sözlü idi. Peki bizler, İslam ile birlikte El-Emin’ miyiz? Doğruluk sahibini cennete, yalan ise, cehenneme götürür. Rasulullah sav’e soruldu Bir mü’min korkak olabilir mi?’ “Evet olabilir” buyurdu. Bir mü’min cimri olabilir mi?’ Yine; “evet olabilir” buyurdu. Bir mü’min yalancı olabilir mi?’ Bu sefer; “Hayır, asla olmaz” buyurdu. Âmin ra; Rasulullah sav bir gün evimizde duruyorken, annem beni çağırıp; gel sana bir şeyler vereyim’ dedi. Rasulullah sav; “ona neyi verecektin” dedi. Annem; ona hurma vermek istedim’ dedi. Rasulullah sav; “eğer ona bir şey vermeseydin, bu sana bir yalan yazılmasına sebep olurdu” buyurdu. “İnsanları güldürmek gayesiyle, yalan konuşana yazıklar olsun. Şakadan da olsa yalanı terk edene cennetin ortasında bir ev verileceğine kefilim” diyor peygamber efendimiz. Ev sahibi olmak isteyenlere duyurulur… MÜSLÜMAN EMANETİ KORUR Emanet, kişinin yapmakla sorumlu olduğu tüm vazifelerinin bilincinde olmasıdır. En başta Kur’an bize emanettir. Bedenimiz, malımız, çocuklarımız, namazımız… Biri diğerine bir söz söyleyip ayrılırsa, artık bu söylenen söz, onun yanında emanettir. Kişi Allah’ın rızası dâhilinde her şeyini kullanırsa, emanete riayet etmiş olur. MÜSLÜMAN SABIRLIDIR “Mü’minin benzeri taze başaktır. Rüzgâr bazen onu eğer, bazen de düzeltir. Sonuna kadar bu böyle devam eder. Kul kendine yazılan rütbeye erişemeyince Allah onu malı, bedeni, çocukları alanında musibetlere uğratır. O da buna sabrederse, Allah da ona yazdığı rütbeyi verir.” Hz. Muhammed MÜSLÜMAN MALINI İNFAK EDER Müslüman Allah’ın kendisine verdiği malı Allah yolunda harcar, buna infak denir. Toplumda, zengin-fakir, bolluk-yokluk bir arada bulunur. Huzurun sağlanması için, zenginin fakire, güçlünün güçsüze yardım etmesi gerekir. Mal ve zenginlik insanların manevi durumuna göre verilmez. Bu Allah’ın kanunudur. Kimse buna müdahale edemez. Sizin bir kısmınızı, bir kısmınız için imtihan yaptık buyuruyor Rabbimiz. Bazılarına zenginlik, para verdi ki, bakalım infak mı edecek, yoksa bana para layık olduğum için verildi, benim hakkım deyip, böbürlenip insanlardan uzaklaşıp, Allah’tan uzaklaşıp, ateşe mi yaklaşacak? “Kul malım malım der. Şüphesiz malı, yiyerek tükettiği, giyerek eskittiği, Allah yolunda harcayarak ahiret için biriktirdiğidir. Geri kalanı ise, mirasçılarındır.” Hz. Muhammed Şeytanın hilelerine karşı, infaktan daha kuvvetli bir ilaç yoktur. “İnsan sadaka vermeye kalkınca, yetmiş şeytan birden çenelerini kırarcasına onunla mücadele edip, onu vazgeçirmeye çalışır.” Hz. Muhammed Bir hadisi kutside şöyle buyurulur “Ey kulum, infak et ki, bende sana infakta bulunayım. Allah’ın cc kudret eli doludur. Gece gündüz dağıtmakla eksilmez. Kâinat yaratıldı yaratılalı nasıl dağıttığını biliyorsunuz. Hazinelerinden herhangi birinde azalma olmuş mudur? Arşı su üzerinde, mizan elinde; O dilediğini düşürür, dilediğini de yükseltir.” Kimin çocukları onun gafil, cimri olmasına sebep olursa, o hüsrandadır. Aslında malı stoklamak, fakirliği önlemediği gibi, zenginliği de garantilemez. Abdullah bin Mesud, Rasulullah sav’in şöyle buyurduğunu söyler “Allah cc kendilerine mal ve evlat verdiği iki kulunu dünyaya salıverdi. Sonra birine Ey falan oğlu falan’ deyince, o, buyurun’ dedi. Allah; ben sana çok mal ve evlat vermedim mi?’ Evet, verdin Allah’ım.’ Allah; sana verdiklerimi ne yaptın?’ Fakir düşmesinler diye çocuklarıma terk ettim.’ Allah; sen gaybı bilseydin, az güler çok ağlardın, çünkü senin onlar hakkında korktuğunu başlarına getirmişimdir. Diğerine de, falan oğlu falan’ dendiğinde, Buyurun’ der. Allah; Sana çok mal ve evlat vermedim mi?’ der. Evet, verdin Allah’ım’ Sana verdiklerimle ne ettin?’ Senin yolunda harcadım, çocuklarımı da senin bol rahmetine terk ettim. Allah; sen gaybı bilseydin, çok güler, az ağlardın. Çünkü itimat ettiğin hususun aynısını takdir etmişim, çocuklarının rızkını da genişletmişimdir.” Müslümanın ayağı bir günaha kayar. Rabbi ile alakasının kesildiğinin farkına varırsa, böyle bir durumda, temizlenmenin, kaybettiğini tekrar elde etmenin, Rabbini razı etmenin yolu, yanındaki çok kıymetli malını infak etmesidir. “Mallarınızı zekât ile muhafaza edin. Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin. Bela dalgalarını dua ve yakarışla karşılayın. İyiliklerde bulunmak, kişiyi kötülüklerden korur. Kimsenin bilmediği şekilde sadaka vermek, Allah’ın gazabını durdurur. Sıla-i rahimde bulunmak ömrü bereketlendirir.” Hz. Muhammed “Kazandıklarınızın iyisinden, size verilirse, gözünüzü yummadan alamayacağınızı, kötü malı hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir.” BAKARA 267 Yarın mahşer gününde, verdiklerimiz gösterilecek. Tepkimiz ne olacak acaba? Nerede kullanmadığımız, eski varsa, infak denilince, maalesef aklımıza o geliyor. Bir âlimin dediği gibi, Allah’ın rızası çöp tenekesi mi?’ Oysa Rabbimiz, hayır olarak ne verirseniz, ne varsa, karşılığı size tam olarak verilir. Asla haksızlığa uğratılmazsınız, buyurmuştur. MÜSLÜMAN İSRAF ETMEZ İsraf; insanların yaptıkları şeylerde haddi aşmalarıdır. “Harcamada iktisat, geçimin yarısıdır. İnsanlara kendini sevdirip yaklaşabilme, aklın yarısı, güzel soru sorma da ilmin yarısıdır.” Hz. Muhammed Haddin aşılması, ölçünün taşırılması daima zarar getirir. Hatta şifa için kullanılan ilaçlar ölçüsüz alınırsa, şifadan çok zararı olur. Mesela bal şifalıdır, aşırı yiyeni zehirler. Aynı zamanda israfın manevi tahribatı da büyüktür. İsraf; nimeti hafife almaktır. Rabbimiz buyuruyor ki “Biz bol geçimi ile halkı şımarmış nice memleketleri helak ettik.” Ve yine “Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez.” buyuruyor Rabbimiz. Yemede ve misafire ikramda israfımız hat safhada. Artık misafir ağırlamaktan korkar olduk. Oysaki biz dostlarımızla beraber olmak, fikir alış-verişi için görüşüyoruz. Aman en güzelini ben yapayım, daha çok yapayım, hayır yapayım derken israfa kaçıyoruz. Hz. Ömer, kişinin her arzu ettiğini satın alıp yemesini, israf olarak yeterli görürdü. Kişinin israf ve cimriliğe kaçmadan, ailesine yaptığı bir harcama, Allah yolunda yapılan harcama sayılmıştır. Hikmet sahibine sorulmuş; az harcama ne zaman israf, çok harcama ne zaman normal sayılır? Az harcama batıl yolda israf olur, çok harcama, hak yolda olduğu zaman normal sayılır. Hz. Ebubekir, Tebuk savaşı için, bütün malını vermiştir. Allah Rasulü; Ey Ebubekir, çoluk çocuğuna ne bıraktın? Diye sorunca, Ebubekir şöyle cevap vermiştir; Allah ve Rasulünü.’ Bir insanın Ebukubeys dağı kadar altını olsa, Allah’a itaat için harcasa, israf olmaz. İsraf, kıyafette de haramdır. Sizden önceki ümmetlerden bir adam, güzel bir elbise giyinerek dışarı çıktı. Böbürlene böbürlene yürümeye başladı. Bunun üzerine Allah, yere onu yutması için emir verdi. Bu adam kıyamete kadar batmaya devam edecektir. Herkes kendi konumuna göre yiyip içmesini, giymesini ayarlayacak, Allah yolunda tasaddukta bulunacak, israf etmeyecek, cimriliğe düşmeyecek kibirlenip böbürlenmeyecektir. İsraf, sadece yeme içmede değil, konuşmaktan gezmeye, zamanımızı israfa kadar varıyor. Sermayemiz olan zaman, her gün eriyor. İktisat edeni Allah zengin eder, israf edeni de Allah fakir kılar. Tevazu göstereni Allah yükseltir, zulmedeni Allah parçalar. “Allah bir ev halkı hakkında hayır dilerse, onları dinde bilgi sahibi kılar. Küçüklerini büyüklerine saygılı yapar. Hayatlarında yumuşaklık, harcamalarında iktisat nasip eder. Tövbe etmek için kusurlarını kendilerine gösterir. Hayır dilemezse, onları kendi haline terk eder.” Hz. Muhammed Hz. Peygamber sav, abdest almakta olan Sad’ın yanından geçti ve Ya Sad, bu israf nedir?’ buyurdu. Sad da, abdestte israf olur mu? Diye sorunca, Rasulullah sav “Evet, akan bir nehir üzerinde de olsan, normal miktarın üzerinde su harcaman, abdestte israf olur” buyurdu. Günümüzde, kapitalist ekonomi sistemi, zorunlu olmayan ihtiyaçları, reklamlarla, indirimlerle, zorunlu ihtiyaçmış gibi gösterip, sürekli tüketimi körüklemekte, insanları kendi nefislerine köle yapmaktadır. Sömürü tuzaklarına kanmayıp, ihtiyaçlarımızın tespitinde, şer’i ölçüleri göz ardı etmemeliyiz. İsraf, şeytani bir ameldir ve şeytanın ahlakıdır. MÜSLÜMAN VERDİĞİ SÖZDE DURUR MÜSLÜMAN GÜLER YÜZLÜDÜR MÜSLÜMAN İYİLİĞİ EMREDER, KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRIR MÜSLÜMAN KÖTÜ ZANDAN ÇEKİNİR MÜSLÜMAN SIR SAKLAR MÜSLÜMAN ARALARINDA ÜÇÜNCÜ BİR ŞAHIS VARKEN GİZLİ KONUŞMAZ MÜSLÜMAN ALÇAK GÖNÜLLÜDÜR MÜSLÜMAN KİMSEYLE ALAY ETMEZ MÜSLÜMAN RİYA VE GÖSTERİŞTEN UZAKTIR MÜSLÜMAN HASTALARI ZİYARET EDER MÜSLÜMAN İNSANLARI SEVİNDİRİR MÜSLÜMAN KOLAYLAŞTIRICIDIR, ZORLAŞTIRICI DEĞİL MÜSLÜMAN HER DURUMDA ADALETİ GÖZETİR MÜSLÜMAN KİMSENİN BAŞINA GELEN KÖTÜLÜĞE SEVİNMEZ MÜSLÜMAN YAPTIĞI İYİLİKLERİ BAŞA KAKMAZ MÜSLÜMAN MİSAFİRPERVERDİR MÜSLÜMAN İFFETLİDİR, DİLENMEZ MÜSLÜMAN TOPLULUKTA BULDUĞU YERE OTURUR VE YENİ GELEN BİRİSİNE DE YER VERİR MÜSLÜMAN ZOR DURUMDA OLANA KOLAYLIK SAĞLAR MÜSLÜMAN SİHİR, BÜYÜ İLE UĞRAŞMAZ Aslında daha pek çok sıralanacak ahlaki özellikler var. İslam ile ilgili hiçbir alan yoktur ki, güzel ahlakın kapsamına girmesin. Bunca söylemden sonra, anlaşıldı ki; müslüman güzel ahlaklıdır. Güzel ahlak, suyun buzu erittiği gibi, günahları yok eder. Kötü ahlak da, sirkenin balı bozduğu gibi iyi amelleri mahveder. Güzel huy ve ahlak, dinin kabıdır. Değerli eşyaların emin yerlerde saklandığı gibi, yemeğin bir kap içerisinde saklandığı gibi, dini hasletleri de ancak güzel huylarla ve düzgün ahlakla korumak mümkündür. Yemek açıkta bırakıldığında, kokuştuğu, bozulduğu ve mikrop kaptığı gibi, din de ahlaksız bozulur. İnsanın ahlakı bozulursa, dini hayatı arızalanır. Mü’min iyi ahlakı sayesinde, gece namaz kılan, gündüz oruç tutanlar derecesine ulaşır. Kıyamet gününde, mü’minin mizanında, iyi ahlaktan daha ağır bir şey yoktur. İnsanlar içinde en güzel ahlaka Allah’ın Rasulü sav sahip idi. Hz. Aişe’ye, onun ahlakı nasıldı diye sordular. O da onun ahlakı Kur’an’dı, diye cevap verdi. Demek ki bunca bozulmamız, bunca düşmanlığımız, bunca dargınlıklarımız, bunca hırslarımız, Kur’an’dan ayrıldığımız içinmiş. Kur’an’ı yeniden hayatımıza taşıdığımızda, şahsiyetli müslümanlar oluruz. Dikkat ettiyseniz güzel ahlak kavramını tam bir kalıba sokup, tarif etmedik. Zaten tam olarak tanımlamaya da, burada ne gücümüz ne de vaktimiz yeter. KUR’AN + SÜNNET = GÜZEL AHLAK “Allah’ım, yüzümüzü güzel yarattığın gibi, ahlakımızı da güzelleştir.” Amin Vel hamdu lillahi Rabbil Âlemin… Nuran Karakaya Bu konferans Ankara – Ayder vakfında yapılmıştır. Word Dosyası olarak İNDİR
Dinin Toplumsal Açıdan Önemini İlmihâl Kitaplarından Veya Ansiklopedilerden Toplumsal Açıdan Önemini İlmihâl Kitaplarından Veya Ansiklopedilerden Araştırınız. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitabı sayfa 11 cevaplarını Toplumsal Açıdan Önemini İlmihâl Kitaplarından Veya Ansiklopedilerden Araştırınız. sorusunun cevaplarını kısaca maddeler halinde arası ilişkileri düzenlerToplumda birlik ve beraberliği artırırKişiler arası sevgi bağları oluşurKişilerin ve dolayısıyla toplumun hayatını düzenlerAynı ibadeti yapıyor olmak kişilerde kardeşlik duygusu oluştururTopluma adalet, özgürlük, eşitlik, iyilik, saygı gibi insancıl kavramları kazandırırKötü davranışlar sergileyenleri toplum dışında tutarSosyal ve ekonomik bir çok katkı sağlarToplumdaki huzursuzlukları yok ederYabancıların toplum üzerindeki kötü emellerini engellerBireylerde kollektif bilinç oluşurİnsanların yalnız kalmasını, psikolojilerinin bozulmasını önler cematle kılınan namaz vb.İbadetler inanan toplumlarda şevkat, merhamet gibi hislerin gelişmesini sağlarToplumda sorumluluk duygusu oluşurSosyal bir toplum oluşmasını sağlarİnsanın ruhunun ölümsüzlük isteğini cevaplar, insanı psikolojik sorunlardan kurtarırBireyi ve toplumu ümitsiz durumlarda güç verirToplumda kötü huy ve adetleri yok eder Kıskançlık, adetletsizlik, cimrilik, bencillik vb.Toplumda suç işleme oranı azalırİLAVE BİLGİ NOTUDin Nedir?“Din; akıl sahiplerini kendi hür iradeleri ile en iyiye, en doğruya ve en güzele ulaştıran ilâhî bir kurumdur.”Din, ferdin de toplumun da vaz geçemeyeceği bir kurumdur. Çünkü din insanla beraber doğmuş ve onunla beraber yaşayan bir duygudur. 1 , 2
“Din, ahlak, değer, örf ve âdet kavramlarını sözlük ve ansiklopedilerden araştırınız.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka ahlak, değer, örf ve âdet kavramlarını sözlük ve ansiklopedilerden Din insanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu. Örf Yasalarla belirlenmeyen, halkın kendiliğinden uyduğu gelenek demektir. Adet Bir şeyi eskiden beri görüldüğü gibi yapma alışkanlığı, alışkı demektir. Ahlak “Bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları” anlamına gelir.“9. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı Cevapları Nev Yayınları Sayfa 85” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz. ☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
İslam dini, dünya-ahiret, beden-ruh, akıl-kalp bütünlüğünü ve den gesini sağlamıştır. Bu yüzden teorik ile pratiği birlikte ele alır. İman soyut bir olaydır. Ama ibadet ve ahlakî davranışlarla pratikleştirilir ve hayata yansıtılır. Din güzel ahlak demektir. İslam, barış, huzur ve esenlik anlamına gelir. Dinin gayesi insanın güzel ve yararlı davranış lar sergilemesini sağlamak, kötü ve zararlı davranışlardan uzak tut mak, böylece güzel ahlak sahibi olmasını sağlamak, sonuçta da fert ve toplumu huzur barış ve mutluluğa ulaştırmaktır. a-İslam ve Ahlak kavramları İslam Allah'ın, Peygamber aracılığıyla, dünya ve ahiret mutluluğu nu sağlamak için gönderdiği dindir. AhlakYaratılış, tabiat, mizaç, huy, karakter, kişilik demektir. De yim olarak İyi ve kötü duygu ve düşüncelerin, tutum ve davranışların, hak, görev ve sorumlulukların bilincinde olmak ve kendi akıl ve iradesi ile olumlu davranmak demektir. Güzel ahlakın en önemli kitabı Kur' an, örnek model insanı da İslam, güzel ve kötü ahlaka sevap-günah kavramıyla yaklaşır ve ahirette karşılığının verileceğini söyler. İkisi de iyi ve kötüyü öğretirler. Ayet Sen en yüce ahlak üzeresin! 68/4 Ayet Peygamberde sizler için güzel örnekler vardır. Ayet Birbirinizi gıybet etmeyin, alay etmeyin, lakap takmayın, ku sur araştırıp yaymayın, kendinizi aşağılayıp küçük görmeyin Hadis Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Hadis En hayırlınız, ahlakı en güzel olanınızdır Peygamberimizin ahlakı nasıldı diye soranlara "O'nun ahlakı Kur'an'ın ta kendisiydi" der. b-İyi huylu olmakDinimize göre insan doğuştan tertemiz İslam Fıtratı-yaratılışı üzere doğar. Boş bir sayfa, şekillenmeye hazır ha mur-çamur ve her şey bitirmeye elverişli toprak gibidir. Güzel ve çirkin bütün inanç, duygu, düşünce, tutum ve davranışlar, huy ve alışkanlık lar; Aile, Okul, arkadaş, çevre toplum,etkisi ve kişinin iradesi sonucu oluşur. İbadetler ve sevap kazanmak için hayırlı işlerde koşmak , insa na iyi huylar kazandırır. Hadis Gerçek Müslüman elinden ve dilinden diğer insanların gü vende olduğu kimsedir. Hadis Kendin için istediğini başkası için de istemedikçe gerçek imana ermiş sayılmazsın. Hadis Kim dünyada bir insanın sıkıntısını giderirse Allah da onun ahiretteki sıkıntılarını giderir. Hadis4 huy münafıklık belirtisidirYalan, emanete hiyanet, sözden dönmek, düşmanlıkla haktan ayrılmak c-Ahlak-Vicdan ilişkisi Vicdan Kişiyi, ahlakî değerleri ve davra nışları hakkında yargılayan iç güçtür. Hadis İyi olan şey, yaptığında seni mutlu edendir. Kötülük ise yap tığında içinde huzursuzluk oluşturandır. Vicdan, insanın öz eleştiride bulunmasını, kendini sorgulamasını-düzeltmesini azabı çeken pişmanlık duyan ve özür dileyerek iyiliğe yönelen insan, güçlü vicdana sahip demektir Konu Örf Adet Hadis Müslümanların güzel ve yararlı gördüğü şey Allah katında da güzeldir. Cahiliye dönemi ve Peygamberimizin kaldırdığı kötü adetler Kölelik, kan davası, kabilecilik, Örnekler Bilali Habeşi, Ensar-Muhacirin kardeşliği, Ebu Hüreyre ve bir tas çorba, Mescid-Vakıflar Örf adet kavramları Toplumca kabul edilmiş, yazılı bir yasası ve ce zası olmayan, yerleşmiş, gelenek haline gelmiş yaşanagelen sosyal değerler, toplumsal kurallar, anlayış ve davranışlardır. Bir milletin kim liğini, benliğini, kültürünü, ahlakını, özelliğini ve farkını ifade ederler Örf iyilik demektir, Din ve ahlak kurallarına ve toplum yararına uygun olarak yaygınlaşmıştır. Büyüğe saygı, misafire ikram, bayram lar, kandil geceleri, mevlitler, askere uğurlama, sünnet ve evlenme tö renleri , bay ram ve kabir ziyaretleri, lokma ve aşure dağıtma gibi. Yö relere göre farklı uygulamalar görülebilir. Bazılarında kutsallık, yücelik ve sevap vardır. Peygamberimizin sakal-ı şerifini, hırkasını ziyaret et mek Kur'an hafızlarıyla ilgili törenler yapmak, dinlemek, İftar çadırları nı, hayır kurum ve vakıflarını yaşatmak gibi. Adet ise, olumsuz, çirkin, zararlı, batıl ve hurafe olanları da vardır. Örf ler gibi kapsamlı ve sürekli değillerdir, değişebilirler. Kan davası, başlık parası, türbeye kurban kesmek, mum yakmak, adakta bulun mak, ağaca çaput bağlamak, kurşun döktürmek, nal asmak, nazarlık takmak, bazı şeyleri uğursuzluk saymak gibi. Örf ve adetlere bağlılık Örfler ve iyi adetler Dine ve genel kabul e dilen ahlaki kurallarına dayanır. Toplumca benimsendiği için toplumda ki ilişkilerin sağlamlığını, bağlılığı ve birlik beraberliği gösterir. Bunlara uyulmadığın da toplum tarafından kınanır, ayıplanır. Büyüklere yer ve rilmemesi, muhtaca yardım edilmemesi gibi… Örf ve adetlerin ahlak ile ilişkisi Toplum ahlakını, anlayış ve davranış biçimlerini belirledikleri için toplumun huzur ve mutluluğuna katkı ile sosyal kontrol ve düzen sağlarlar. Din ve Ahlakın amacı da budur. Mesela, hırsızlık, yalan, dedikodu, iftira, insanları rahatsız et mek, kavgacı olmak hem toplum örf ve adeti olarak hem de ahlak açı sından hoş karşılanmaz. Örf ve adetler vicdanlarda oluşan ahlak dü şüncesinin yaşamasın da, yaygınlaşmasında ve devam etmesinde ö nemli rol oynar. Nesiller arası ahlak köprüsü gibidir. Diğer ülkelerdeki vatandaşları, Hemşehrileri, akrabaları, komşuları, aileyi; sonuçta toplu mu ve milleti düzen içinde bir arada tutan ve yaşatıp ileriye götüren bir tutkal ve çekim gücü gibidir Örf ve adetlerin millet hayatındaki yeri Bunlar bir milletin uzun a sırlar boyunca oluşturdukları kökleşmiş millî değerlerdir. Bu yönüyle geçmişi geleceğe taşıyan bir köprü gibidir. Bu ortak değerler bir top lum ve millet olmanın tarihimizle bağlantı kurmanın göstergesidir. Ge lenekleri yıkılmış, örf ve adetleri kaybolmuş toplumlar, kimlik bunalımı yaşarlar. Başka kültürlerin ve yabancı geleneklerin etkisin de kalırlar. HAZIRLAYAN İshak HALİS, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni TAASSUP VE HOŞGÖRÜ Dönem2, Sınav 1, Sınıf 9 Taassup, bir inanca, görüşe, duygu, düşünce ve davranış biçimine körü körüne bağlanmak, başkasına hak tanımamak, kendi düşüncesi ni d-yatmak, bazen de baskı uygulamaktır. Hoşgörü, insanların kusurlarını hoş görmek, anlayışla karşılamak ve güzel iletişim kurmak için güzel davranışlar sergilemektir. ZARARLARI 1- Mantıklı düşünmeyi önler. Duygusal saplantı meydana getirdiğin den, sağlıklı düşünmeye engel olur 2-Dar görüşlü yapar. Bir noktaya saplanan insan, objektif olamaz. Zihni çok yönlü ve geniş açıdan bakamaz. 3-Önyargılı yapar. Doğru ve yararlı da olsa diğer düşünce ve bilgile re kapalı kalır. 4-Diyalog kapısını kapar. Kendi düşüncesine saplanan, başka dü şüncelere değer vermeyen bir insanla uzlaşmak çok zordur. 5-Arkadaş çevresi olmaz. Çoğunlukla toplumdan dışlanır. Kendi dü şüncelerini paylaşan bir avuç insanla olmak zorunda kalır. 6-Toplum barışı zaafa uğrar. Bu tarz düşünen insanlar gruplaşmala ra, kamplaşmalara hatta çatışmalara yol açabilir. Alevî-sünnî, laik-an tilaik, sağcı-solcu, Türk-Kürt gibi gerginliklere, particilik, tarikatçılık, se nin takım benim takım gibi çatışmalara da yol açabilir 7-Ülkenin ve bilimlerin gelişmesini engeller. Ortaçağda Kilise bilim a damlarına baskı uygulamış, aforozla korkutmuş, Bruno 16. Ro ma da dünya yuvarlak ve dönüyor dediği için yakılmıştır. ÖNLEMLERİ 1-Taassubun temel kaynağı inançsızlık ve bilgisizlik olduğundan sağ lıklı inanca zengin bilgiye ve her ikisinde ölçü ve dengeli düşünce ye sahip olmak gerekir. Her insanın, Allah'ın mükemmel bir eseri olduğu nu düşünmeli, yaratılanı Yaratandan ötürü hoş görmelidir. 2-İnsanlar olduğu gibi kabul edilmeli, kişisel kusurlar örtülmeli, güzel şe kilde giderilmeye çalışılmalıdır. 3-İnsanların olumlu yönleri ön plana çıkarılmalıdır. Bir insanın bir o lumsuz yönü yüzünden pek çok olumlu yanı yok sayılmamalıdır. 4-İnsanlarla ortak noktalarda buluşmasını bilmeli, farklı noktalara yo ğunlaşmamalı, düşmanca ve üstün gelmek için tartışmamalıdır. KONUYLA İLGİLİ ÖRNEKLER a-Saray kapıları Bir sarayın 10 kapısı açık birisi kapalı olsa, sadece kapalı kapıya bakarak girilemeyeceğini söylemek yanlış olur. Aynı şe kilde, bir insanın Eşimizin, çocuklarımızın, anne babamızın, arkadaş larımızın vs. bir olumsuz yanı var diye, olumlu çok yanını yok sayma malıdır. Sade hoşumuza gitmeyen özelliğine takılıp kalmamalı, güzel taraflarına yoğunlaşmalıyız. b-Duvar tablosu Dev duvar resminde çok renkler, şekiller ve güzellik ler vardır. Alt köşesinde bir ağacın karanlık kök kısmı olsa, biz de gö zümüzü sadece o noktaya yaklaştırıp, diğer taraflarını yok saysak haksızlık etmiş oluruz. Bir insanın da olumsuz bir tarafına yoğunlaş mak, ondaki diğer güzellikleri görmemizi engeller, diyalog kurulamaz. c-Bir gemide ya da uçakta bir korsan var diye, onlarca masum insanı düşünmeden, o uçağı düşürmek, gemiyi batırmak zulüm olur. Bir in sanda da bize ters gelen olumsuz bir veya birkaç taraf olabilir. Güzel diğer yanlarına bakmadan onu silmek, dışlamak yanlış olur. d-Bir sinek kanadını gözümüzün tam önüne koysak koca dağı,dağları örter, göstermez. Bunun gibi incir çekirdeğini doldurmaya cak kadar küçük kusurlarla bazen bir insanın bütün hoş taraflarını gör mez siler atarız. Bu yüzden arkadaşlıklar sona erebilir, yuvalar yıkılabi lir. Hatta bir toplumda insanlar birbirine düşebilir Sonraki >
din ve ahlak kavramları araştırınız