🃏 Www Kaanaydos Com Tr Sisteme Giriş

TeqXDp4. TESE ile sperm bulunamayan azoospermi hastalarında tedavi ile sperm bulunamayan azoospermi hastalarında tedavi sonuçlarımız. Aşağıdaki hastalarımız tekrarlayan sperm tahlillerinde olgun sperm hücresi çıkmayan azoospermik olgulardır. Yapılan TESE ameliyatlarında da olgun sperm hücresi spermatozoa bulunamamış. Kendilerine değişik protok Yazının Devamı için tıklayın.... 27y1,5 yıllık evli çift. Sperm tahlilinde tek tük hücre çıkmakta, bazılarında ölü ya da canlı hiç sperm çıkmayarak azoospermi gelmiş. Muayenede testisler normal büyüklükte bulundu. FSH hormonu 8 mIU/ml, total testosteron 3,9 ng/ml idi. Antiöstrojen ve metabolik stimülanlarla tedavisine b Yazının Devamı için tıklayın.... 22yAzoospermik hasta. Muayenesinde testisler normalden küçük bulundu. FSH hormonu 0,4 mIU/mL, total testosteronda 0,2 ng/dl geldi. Bu durumda hipogonadotropik hipogonadizm tanısı konuldu. Tedavi olarak gonadotropinlerle yerine koyma tedavisine geçildi. 6. ayda FSH 4 mIU/mL ve testosteron Yazının Devamı için tıklayın.... 40yAzoospermik hasta. Daha önce normal yolla çocuk sahibi olmuş ancak arkasından çocuk istemedikleri için doğum kontrolü olarak sperm kanallarını bağlatmış bilateral vazektomi ameliyatı. Fakat yeniden çocuk istediklerinde kanal açtırmak için müracaat ettiler. Muayenesinde her iki testi Yazının Devamı için tıklayın.... 41y3 yıllık evli çift. Sperm tahlilinde sayı 5 milyon/mL gelmiş. Sperm DNA hasarı ise %33 olarak bulundu, yani normalden fazlaydı. Bunun üzerine anti-östrojen ve anti-oksidan tedavi başlandı. İkinci ay kontrolünde hasar %85 olmuştu. Bunun üzerine gonadotropin tedavisi ile FSH stimülasyon Yazının Devamı için tıklayın.... 44y3 yıllık evli çift. Sperm tahlili azoospermi. Testis boyutları ileri derecede küçük ve kıvamı yumuşak. Genetik tahlilleri normal 46, XY ve Y-delesyonu yok. Hormon tahlilinde ise FSH mIU/mL, testosteron ise ng/ml. Bu da hastada hipogonadotropik hipogonadizm bulunduğunu gösterd Yazının Devamı için tıklayın.... 38y6 yıllık evli çift. Azoospermisi vardı. 10 yıl önce10 bin civarında spermi çıkarken tüp bebek ile bir çocuk sahibi olmuşlar. Ancak daha sonra uzun süre testosteron tedavisi görmüş ve neticede azoospermi gelişmiş. 2 yıl önce de TESE yapılmış ancak bu sefer ölü ya da canlı hiç sperm bul Yazının Devamı için tıklayın.... 38yAzoospermik hasta. FSH hormonu yüksek 17 mIU/mL. Testis boyutları normalden biraz küçük. Genetik testleri normal geldi 46,XY ve Y kromozomunda delesyon yok. Bunun üzerine mikroTESE ile testiste sperm arandı. Ancak olgun sperme rastlanmadı. Arkasından gonadotropin GTH ile kombine a Yazının Devamı için tıklayın.... 38y6 yıllık evli çift. Azoospermik. 1 yıl önce TESE ile sperm çıkmamış. Testis biyopsisi Sertoli cell only sendromu gelmiş. FSH hormonu 1,6 mIU/mL ve testosteron 3,7 ng/ml. Muayenede testis boyutları normal bulundu. 10 yıl önce ejakuatta nadir sperm çıkarken, daha sonra azoospermi gelişm Yazının Devamı için tıklayın.... 38y3 yıllık evli çift. Sperm değerleri düşük olmakla birlikte, doğal yolla gebelik olması için yeterliydi. Ama sperm DNA hasarına bakıldığında oldukça yüksek geldi %54. Bunun üzerine hasta antiöstrojen ve antioksidan tedavisine alındı. Tedavinin 3. ayında oksidatif stres paneline bakıld Yazının Devamı için tıklayın.... Epididim, testisin postero-lateralinde yerleşmiştir. Yaklaşık 5 m uzunluğunda tek bir kanal olup, kıvrılarak 4-5 cm boyunda bir bez görünümünü alır. Üst ucu globus major baş kısmını oluşturur ve testisten gelen efferent duktuslarlar buraya açılırlar. Epididim üst ucunda, efferent kanallarla testise ucu globus minor kauda, yani kuyruk kısmını oluşturur ve vaz deferens ile devam eder. Baş ve kuyruk kısımları arasındaki bölümüne korpus adı verilir. Epididimin alt ucu ise testise fibröz doku ile bağlıdır. Epididimin en dışta serozası bulunur. Lümenini ise yalancı çok katlı kolumnar epitel hücreleri döşer. Arterlerini internal spermatik arterden ve vazal arterden alır. Venleri pampiniform pleksusa açılır. Lenf damarları ise eksternal ve internal iliak hipogastrik lenf nodüllerine drene olur. Koitte bulunduktan sonra normal şartlarda fertilizasyonun gerçekleşebilmesi için spermatozoanın kadın genital kanalı içinde canlılığını uzun süre koruyabilmesi ve fertilizasyon bölgesine giderek kapasitasyon ve akrozom reaksiyonlarını tamamladıktan sonra yumurtayla birleşebilmesi gerekir. Bütün bu görevleri yerine getirebilmesi için spermatozoa epididim içinden geçerek maturasyonunu tamamlamalıdır. Her ne kadar üremeye yardımcı teknikler kullanılarak, daha epididimden geçmemiş, testislerden alınan spermler ile de fertilizasyon sağlanabilmekteyse de, normalde, koiti takiben fertilizasyonun olabilmesi için spermatozoanın epididimde maturasyona uğraması önemlidir. Epididim yaklaşık 3-4 m uzunluğunda tek bir kanaldır. Kıvrılarak tunika vajinalis ile sarılı bir bez halinde testisin postero-lateralinde bulunur. Anatomik olarak 3 bölgeye ayrılır Baş kaput, gövde korpus ve kuyruk kauda. Baş kısmını testisten gelen efferent kanallar oluşturur. Efferent kanallar 10-15 kanal halinde testisten çıktıktan sonra tek bir kanal halinde birleşerek, kaput epididimi yaparlar. Kaput hizasında epididm kanalları histolojik özelliklerine göre 7 farklı tip kanal yapısı gösterirler. Bunlar birbirleriyla anastomoz yaparak bir ağ yapısı oluştururlar. İlerledikçe anastomozların sayısı azalır ve tek bir kanal haline geçer. Distale doğru ilerledikçe epididim kanalının çapı da artar. Kuyruk kısmından sonra vaz deferens olarak devam eder. Epididim kanalının bazal laminası dışında 2-4 tabaka halinde kontraktil hücreler bulunur. Gövde kısmından itibaren bu kontraktil hücreler düz kas yapısı kazanırlar. Kuyruk kısmında artık 3 tabaka halini alırlar Ortada sirküler, dış ve iç taraftakiler longitudinal biçimde dizilirler. Epididimlerin innervasyonu superior hipogastrik pleksustan gelen intermediate spermatik sinir ve pelvik pleksustan gelen inferior spermatik sinirden olur. Duktus eferentesler ve epididimin proksimal kısımlarında sinir lifleri daha az, distale doğru ilerledikçe, kanalların duvarındaki kas liflerinin sayısındaki artışla paralel olarak artar tarzdadır. Epididimlerin sinir dağılımındaki bu özellik, fonksiyonel bakımdan önem taşır. Çünkü, eferent kanallar ve proksimal epididim kanalları sürekli ritmik kontraksiyonda bulunurlarken, daha ilerideki segmentler normal zamanda kasılmayarak sadece emisyon ve ejakulasyon sırasında olmak üzere aralıklı kontraksiyonlar gösterir. Epididmin arteriyal beslenmesi testiküler arterlerden, superior ve inferior dallar aracılığıyla gerçekleşir. Kauda kısmı ise ayrıca vaz deferensin arterinden de dallar alır. Eğer testiküler arter tıkanırsa vaz deferens ve kremasterik arterlerden kollateraller epididimin beslenmesini sürdürürler. Epididim kanalının proksimal segmentlerinde subepiteliyal kapiller kanalları yoğun bulunurlarken, distale doğru ilerledikçe yoğunluk azalır. Venöz drenajı kaputta pampiniform pleksusa, distalinde buna ek olarak kremasterik ve vaz defernes venlerine olur. Kaput ve kropus kısmının lenf damarları testisin lenfatikleri ile birlikte seyrederek, internal spermatik ven boyunca inguinal kanalı geçer ve preaortik nodlara dökülür. Kauda kısmınınkiler ise vaz deferensinkilerle birlikte eksternal iliak nodlara dökülürler. Epididim epiteli Epididim epiteli esas olarak 2 tip hücre içerir esas principal hücreler ve bazal hücreler. Hücrelerin yoğunluğu kanal boyunca değişiklik gösterir. Esas hücrelerin steryosilya’ları stereocilia proksimalde daha uzun olup 120 mikron, ileri gittikçe kısalır 50 mikron. Bu hücrelerin hem absorpsiyon hem de sekresyon fonksiyonları bulunur. Kanal boyunca bu hücrelerin absorbsiyon ve sekresyon fonksiyonları, yerine göre değişiklik gösterir. Bazal hücreler sayıca daha azdırlar. Esas hücrelerin aralarına dağılmış halde bulunurlar. Göz yaşı şeklindeki bu hücreler bazal lamina üzerine oturmuşlardır ve lümene doğru uzanırlar. 25 mikron boyundadırlar. Morfolojik yapıları kanal boyunca oldukça sabittir. Lokal immün defans mekanizmasından sorumludurlar. Makrofajların, bazal hücrelerin öncüleri oldukları önerilmekte olup, sürekli olarak yenilerler. Sperm parçalanma ürünleri ile dolan bazal hücrelerin yerine bu yolla yeni hücreler yapılmış olunur. Epididimde bulunan intraepiteliyal lenfositlerin de immün defans mekanizmasında rol oynadıkları düşünülmektedir. Buradaki lenfesitler supresör ve sitotoksik T-lenfosit sınıfındandırlar. Sperm otoantijenlerine karşı tolerans gelişmesini sağlarlar. Epididimde bir diğer immün defans sistemi ise “hücreler arası sıkı bağlantılar”dır. Duktus efferentes ve kaput epididimdeki epitel hücreleri arasında bulunan bu sıkı bağlantı kompleksleri, aynı testislerdeki kan-testis bariyerinde olduğu gibi, kan-epididim bariyerini oluşturur. Bu bariyer epididimin kuyruk kısmına kadar uzanmaktadır. Bariyer, moılekül ağırlığı düşük maddeleri geçirirken, daha ağır olanların geçişine izin vermez. İmmün defans rolünün yanı sıra kan-epididim bariyeri ayrıca epididim lümeni içerisindeki sıvı bileşiminin oluşmasında da yardımcıdır. EPİDİDMİN FONKSİYONLARI Sperm taşınması Epididm içerisinden spermin geçişi yaklaşık 1 gün ile 11-12 gün arasında değişir. Bu süreç yaştan çok günlük sperm üretimi ile ilgilidir. Sperm üretimi arttıkça geçiş süresi de kısalır. Yakın zamanda emisyon olması da epididm kuyruk kısmından geçiş zamanını %68 oranında kısaltır. Spermin kanallar içerisinde ilerlemesi değişik mekanizmalarla olur 1. Spermin kendi hareketi olsa da ilerlemesi için tam anlamıyla yeterli değildir. 2. Rete testis içerisindeki sıvı, duktus efferentes epiteli tarafından absorbe edildikçe, ileri doğru hareket eder. Bu sırada içerisindeki spermleri de beraberinde taşır. 3. Duktus efferentes epitelindeki siliyaların hareketi ve miyoid hücrelerin kontraksiyonları, spermi epididime doğru ilerletir. 4. Epididim kanalını çevreleyen kontraktil hücrelerin spontan ritmik kasılmaları, spermin taşınmasında esas mekanizmadır. 5. Epididim kanalı boyunca düz kas hücrelerinin ve adrenerjik innervasyonun bölgesel dağılımı, spermin duktus deferense taşınmasında yardımcı olur. Spermin depolanması Sperm epididimin kaput ve corpus kısımlarını geçtikten sonra, bir daha ki ejakulasyona bağlı olarak, kaudada bir süre bekler. Epididim içerisindeki toplam sperm sayısının yaklaşık yarısı, kauda kısmında depolanmıştır. Kaudaya erişen sperm artık ileri-hızlı hareket yapma ve oositi fertilize edebilme kapasitesine sahiptir. Deneysel çalışmalarda epididim içinde spermin canlılığını kaybetmeden haftalarca kalabildiği gösterilmişse de, insanda kesin olarak belirlenmiş değildir. Bununla birlikte, sperm epididimde ne kadar uzun süre beklerse, motilitesi ve oositi fertilize edebilme kapasitesi de SPA ile o kadar azalmaktadır. Ejakulasyonla dışarı atılmayan spermin ne olduğu konusu tam aydınlatılmış değildir. Epididim lümeninde makrofajlar tarafından absorb eedilebilirler. Deneysel çalışmalarda spermin spermiyofajlar tarafından uzaklaştırıldığı, spontan emisyona uğrayabildiği ya da epididimlerce rezorbe edilebilecekleri ortaya konmuşsa da, insanda bunlar gösterilememiştir. Spermatozoanın Maturasyonu Epididimin en önemli görevi, spermatozoanın ileri-hızlı hareket edebilme ve fertilizasyon yeteneğini kazanacak şekilde maturasyonunu sağlamaktır. Sperm motilitesinin maturasyonu Spermatozoa epididimde ilerledikçe, motilite kapasitesi de artar. Hem spermin kuyruk hareketleri güçlenir, hem de motilitesi artmış spermatozoa sayısı artar. Duktus eferentesten alınan spermatozoaların büyük kısmı ya hareketsiz ya da zayıf hareket tarzı gösterirler. Epididim kuyruğuna doğru spermatozoaların kuyruk hareketlerinin hem frekansı hem de amplitüdü artar, yani matür hareket özelliği kazanırlar. Aslında spermatozoa beklemekle de bir miktar hareket özelliği kazanabilir. Yani intrensek bir mekanizmaya sahiptiler. Neticede, spermlerin beklemekle hareket potansiyelleri artmakta, ama esas matür hareket özelliğini, distale doğru ilerledikçe epididim içi ortam ile etkileşime girerek elde etmektedirler. Spermin fertilizasyonunun maturasyonu Çalışmalar, spermin oositi fertilize edebilme kapasitesinin, epididim içerisinden geçtikten sonra kazandığını ortaya koymuşlardır. Hayvan çalışmalarında epididimin kaput, korpus ve kauda kısımlarından alının spermlerin, oositlerin sırasıyla %1, %63 ve %92’sini fertilize edebildikleri gösterilmiştir. İnsanda da spermin fertilizasyon için matür hale gelmesini büyük oranda epididimin distal ve kuyruk kısımlarında kazandığı belirtilmektedir. Her ne kadar kaput epididim içerisindeki spermlerin fertilizasyon potansiyelleri varsa da, bu potansiyelleri epididimde ilerledikçe artar. Diğer yandan, nonobstrüktif azoospermi olgularında testislerden alınan spermatozoanın da oositi, ejakulat spermi kadar fertilize edebildiği ortaya konmuştur. Dolayısıyla, daha önceki bilgilerimize karşın, sperm epididimden geçmeden de fertilize etme potansiyeline sahip bulunur. Epididmden geçerken spermde görülen biyokimyasal değişiklikler Epididimlerden geçerken spermde bazı biyokimyasal ve moleküler değişiklikler ortaya çıkar. Bu sırada sperm membranının negatif yükü gittikçe artar. Ayrıca spermin baş ve kuyruk kısımlarında membrandaki sülfidril grupları okside olarak, disülfid bağlarını oluşturur. Disülfid bağları sperm hareketini ve başının yapısal rijiditesini artırarak, oositi penetre etme kapasitesi sağlar. Bunların dışında spermin lektin bağlama özelliği, fosfolipid ve lipid içeriği, glikoprotein yapısı, immünoreaktivitesi ve iyodinizasyon kapasitesi de değişikliğe uğrar. Membrandaki bu değişiklikler sonuçta spermin oosit zona pellusidasına bağlanmasını artırır. Örneğin sperm membranında bulunan PH-30 proteini epididimlerden geçeişte önemli değişikliklere uğrayarak, ferilizasyonda rol alır. PH-20 glikoproteini de yine hyalüronidaz aktivitesine sahip olup, oositi çevreleyen kumulus hücrelerinin geçilmesinde yardımcı olur. Epididimden geçerken spermin uğradığı metabolik değişiklikler ise; glikolizis kapasitesinin artması, hücre içi pH ve kalsiyum miktarlarında değişiklik, adenilat siklaz aktivite değişkiliği ile fosfolipid ve fosfolipid-benzeri yağ asit içeriğinde değişikliklerdir. EPİDİDİM FONKSİYONLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER Epididim, içindeki sıvı ve salgıları yoluyla spermin maturasyonu, taşınması ve depolanması fonksiyonlarını yerine getirir. Epididim lümeni içindeki sıvı hem biyokimyasal kompozisyon bakımından kan serumundan ayrılır hem de osmolarite, elektrolitler ve protein bakımından epididim içinde de bölgesel farklılıklar gösterir. İçeriğindeki bu farklılıkların nedeni epididim kanalının damarlanmasının bölgesel farklılık göstermesi, kan-epididim bariyerinin yarı-geçirgen olması ile sıvı içeriğinin absorbsiyon ve sekresyonunun kanal boyunca bölgesel farklılıklar göstermesidir. Örneğin epididimin kaput ve proksimal korpus bölgelerinde epididime spesifik HE-2 geni saptanmıştır. Bu gen atnı zamanda 10 kD bir glikoprotein yapımını sağlar. Bu protein de epididm epitelinden başka, sperm başının subakrozomal ekvatoral bölgesinde de gösterilmiştir. Benzer şekilde, HE-4 geni de epididmde bulunur ve 10 kD’luk bir protein yapar, bu protein de ekstrasellüler ğroteinaz inhibitörü olarak sperm fonksiyonlarında rol alır. Dolayısıyla, epididim ürünleri spermatozoanın fonksiyonlarının gelişmesinde doğrudan ilgilidir. Epididim sekresyonunda ayrıca epididime spesifik olarak gliserilfosforil kolin, karnitin ve sialik asit bulunur. Ayrıca sperm fonksiyonlarına yönelik çok sayıda da protein sekresyonu yapar. Bu proteinler ileri motilite proteini, sperm survival faktör, progressiv motiliteyi devam ettiren faktör, sperm motilitesini inhibe edici faktör, asidik epididimal glikoprotein, EP2 ve EP3 proteinleri. Ayrıca, proteinaz inhibitörler, glutatyon peroksidaz ve gama glutamil transpeptidazlar da epididmlerden geçerken sperminin uğrayabileceği proteolizis ve oksidatif hasara karşı koruyucu rol oynarlar. Sperm-oosit etkileşiminden sorumlu, epididmden salgılana 2 tip protein vardır sperm-oosit bağlanmasını doğrudan etkileyen proteinler ör. PH-30, protein D/E, alfa-D-mannozidaz ve sperm membran glikoproteinlerini değiştiren proteinler ör. Glikoziltransferaz ve beta-D-galaktozidaz. Epididim Fonksiyonlarının Kontrolü Epididm androjen bağımlı bir organdır. Bu nedenle epididim sekresyonlarının önemli kısmı androjen kontrolü altındadır. Bilateral testislerin çıkarılması androjen bağımlı epididim proteinlerinin kaybolmasına, epididm ağırlığında azalmaya, lümen histolojisinde bozulmaya, özellikle gliserilfosforilkolin, karnitin ve sialik asit sekresyonlarında azalmaya neden olur. Sperm motilite ve fertilizasyon maturasyonunu sağlayamaz, sperm fonksiyonları bozulur, androjen verilemsi ile bu fonksiyonlar tekrar geri dönerler. Epididimin başlangıç kısımlarında androjenik etki ABP androjen bağlayan protein ve diğer testiküler faktörler tarafından sağlanır. Epididmler normal çalışabilmek için diğer aksesuar bezlere göre daha fazla miktarda androjene ihtiyaç duyarlar. Epididmlerin kullandığı androjen kaynakları dihidrotestosteron ve 5a-androstane-3ab-diol 3A-diol’dür. Epididimlerde 5a-redüktaz testosterondan DHT oluşmasını katalizler ve 3a-hidroksisteroid dehidrogenaz DHT’u 3a-diol’e çevirir enzimleri gösterilmiştir. Bunun yanı sıra epididim fonksiyonları ısıdan da etkilenir. Abdomen içinde kalan tesitslerde epididm fonksiyonlarının bozulduğu gösterilmiştir. Bu olay varikosel ve inmemiş testis olgularında önem taşır. Epididimlerde sperm depolanmasının sürdürülmesinde sempatik sinir sisteminin de rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kimyasal ya da cerrahi olarak sempatik sinirlerin kesilmesi, kauda epididimis içerisinde spermin anormal birikimine yol açacak ve motilitesini bozacaktır. Sınırlı Sorumluluk Beyanı Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır. Copyright © 2022 Prof. Dr. Kaan Aydos ÇOCUĞUMUZ OLMUYOR, ACABA SPERMDE Mİ BİR SORUN VAR?Madem ki bir çocuğu oluşturan kalıtsal miras yarı yarıya anne ve babadan gelmekte, o halde tabii ki sorun spermden de kaynaklanabilir. Aslında erkekler bu konuda kadınlara göre daha şanslı, çünkü spermi laboratuvar ortamında detaylı şekilde inceleyebiliyoruz. Oysa yumurta sperm gibi d Yazının Devamı için tıklayın....Doğal Yolla Baba Olmak için Hangi Şartlar GereklidirBu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Oksidatif Stres ve Dna HasarlarıBu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....KISIRLIK TEDAVİSİNDE KÖK HÜCRE ÇALIŞMALARI NE DURUMDA?Kök hücre dendiğinde, kendi kendine çoğalarak gerektiğinde farklı doku ya da organları yapabilen hücreler anlaşılır. Normalde sesiz duran bu hücreler, nerede ihtiyaç olursa vücudun o bölgesine giderek hasarlı dokuyu onarır ve normal çalışmasını sağlar. Özellikle de tahlillerinde sper Yazının Devamı için tıklayın....Kemoterapi veya ışın tedavisi sperm sağlığını nasıl etkiler, tedavisi nasıl olur?Bu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Spermlerin hareketi bozuk ise nasıl bir yol izlenmeli?Bu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Sperm şekil bozukluğu nasıl tedavi edilirBu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Klinefelter sendromlu erkekler baba olabilir mi?Bu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Yeni rosi uygulaması nedir?Bu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın....Kök hücre çalışmaları ne durumdaBu video kaydının kaynağı Yazının Devamı için tıklayın.... SPERMİN SENTRİOL HASTALIKLARI KISIRLIK NEDENİ OLABİLİRSpermlerde çok önemli bir organel vardır Sentrozom. Sentrozom, spermin hemen başının arkasında yerleşmiş, mikroskop altında nokta gibi seçilen bir yapıdır. Buraya spermin boynu denilir. İçinde ise iki tane sentriol denilen cisim bulunur. Asıl görev yapan da zaten bu sentriollerdir. S Yazının Devamı için tıklayın....GENİTAL ENFEKSİYONLAR KISIRLIK NEDENİ OLABİLİRKısırlık nedeniyle araştırılan her 10 erkekten birinde genital sistem enfeksiyonları sorumludur. Enfeksiyona çok sayıda mikroorganizma neden olabilir. Bunlar sıklıkla bakteri ya da virüslerdir. Daha nadiren mantar ya da parazitler de olabilir. Mikroorganizmalar testisten idrar kanalın Yazının Devamı için tıklayın....GİYSİ TERCİHİ KISIRLIK İÇİN ÖNEMLİ OLABİLİRÇocuk sahibi olmaya niyetlenen çiftlerin önceliği hiç kuşkusuz doğal yolla bunu başarmaktır. Ancak günümüzde gebe kalınmasını etkileyebilecek o kadar çok çevresel faktör ortaya çıktı ki, bunların hangi birine dikkat edileceği tam bir işkence. Üstelik çoğu konusunda yeterli bilimsel ar Yazının Devamı için tıklayın....SPERM SAĞLIĞINDA L-ARJİNİN’İN ÖNEMİL-arjinin bir aminoasittir, yani vücudumuzdaki proteinlerin önemli bir parçası. Proteinleri bina duvarına benzetirseniz, aminoasitler duvarı yapan tuğlalardır. Arada eksik tuğla olursa, bina çöker. İşte, aminoasitler bu bakımdan vücudumuzun çok önemli yapı taşları olarak kabul edilir. Yazının Devamı için tıklayın....KISIRLIKTA GEN TEDAVİSİ AZOSPERMİK ERKEKLER İÇİN UMUT OLDUÇocuk sahibi olmaya niyetlenen her 6 çiftten biri kısırlık kuşkusuyla tedavi arayışına girmekte ki bu oran şeker hastalığı ya da hipertansiyon için de aşağı yukarı aynıdır. Bunların da %10-15’inde sorun, testislerde sperm üretiminde bozulmaya bağlı azospermi olmakta. Azoospermik erkek Yazının Devamı için tıklayın....ERKEĞE BAĞLI KISIRLIK DURUMUNDA FSH HORMONUNUN ÖNEMİKısırlık nedeniyle araştırılıyorsanız, sıklıkla sizden kanda FSH ve testosteron hormon düzeylerine baktırmanız istenir. Önce bunun ne anlama geldiğini görelim. FSH, yani follikül uyarıcı hormon beyinden salgılanır ve erkekte testislerde sperm üretiminin sağlıklı biçimde sürdürülmesind Yazının Devamı için tıklayın....KISIRLIK TEDAVİSİNDE L-KARNİTİN KULLANIMISağlıklı bir gebeliğin olabilmesi için, önce spermin yumurta içine girmesi ve döllenmeyi başlatması gerekir. Spermin yumurtaya girebilmesi ise 2 önemli fonksiyonu yerine getirebilmesine bağlıdır; güçlü kuyruk hareketi ve akrozom dediğimiz kesenin açılarak içinden yumurtanın zarlarını Yazının Devamı için tıklayın....SPERMİN DONDURULUP SAKLANMASI GÜVENİLİR VE ETKİN BİR UYGULAMADIRKısırlık nedeniyle incelenen her 10 erkekten birinde azospermi bulunmakta. Azospermi demek, tahlillerinde ölü ya da canlı hiç sperm hücresi bulunmaması anlamına gelir. Oysa bu olguların yarıya yakınında, mikroTESE yapıldığında testislerinde olgun ve canlı sperm hücresi bulunarak tüp b Yazının Devamı için tıklayın....

www kaanaydos com tr sisteme giriş